Yaşam Aramak İçin Bakılabilecek Yerler – Dev Gezegenler-3

Konu astrobiyoloji ile derinden ilgili olduğu için bir miktar kimya bir tutamda biyolojik olarak niçin yukarıda saydığım koşulları öncelikli olarak aradığımızı anlatmak istiyorum

Dünya dışı yaşam arayışında öncelikli olarak su(sıvı halde su) ‘yun kriter olarak alınmasının sebebi bilinen(en azından Dünyada bilinen) tüm canlı organizmaların suya özelliklede sıvı halde suya derinden bağlı olmasından kaynaklanır. zira su hem mineraller hemde hidrokarbonlar için mükemmel bir çözücü olarak kullanılabilmektedir. aynı zamanda biyolojiden öğrendiğimiz homeostatik denge içinde su gerekmektedir.
Suyun asitlik Bazik özelliği 0 yani tam kararlı noktadadır.
peki su yerine yağ veya atıyorum alkol yada başka bir sıvı kullanıyor olsaydık başımıza ne gelirdi? en basitinden su içerisinde yaşayan organizmalar yaşadıkları ortam bir anda buz haline dönüşmek yerine üst katmanlardan aşama aşama donarak buz tabakası ile kaplı derinlerde sıvı halde kalabilmiş su içerisinde yaşamlarını devam ettirebileceklerdir. (bknz göllerde önce üst tabaka donar, buzun altında ise ne kadar soğuk olursa olsunbir miktar sıvı su kalır)
Bunun yanısıra Suyun donma noktası ile kaynama noktası arasındaki sıcaklık farkı diğer sıvılar ile kıyaslandığında organizmaların kullandıkları protein yapıtaşlarının denatürasyon(bozulma) sıcaklıkları ile çok büyük paralellik göstermektedir.

Haydi su tamam diyelim, peki niçin canlı organizmalar karbon temellidir. Yani organizmaların vücutlarındaki protein, yağ aminoasit, gibi yapıtaşları Karbon atomları ile karmaşık bileşikler oluşturan oksijen, azot gibi atomlardan oluşmaktadır.
Önceleri benim de aklımı bu soru kurcalamıştı ve karbon ile aynı dış elektron konfigurasyonuna sahip Silisyum elementinin karbon yerine geçip geçemeyeceğini araştırdım.
Ulaştığım sonuçlara göre bazı sorunlar ortaya çıkıyordu.
Öncelikle silisyum kimyasal özelliği sebebi ile karbon kadar oksijen azot gibi ametaller ile kuvvetli bağlar kuramıyor, kursada bu bağlar oldukça kırılgan oldukları için karmaşık yapılar halinde uzatılamıyor.
Ayrıca karbonun oksidatif bileşikleri silisyuma göre çok daha sağlam
haydi bir şekilde oldu diyelim bu seferde silisyumdan yapılı bileşiklerin ağırlığı dolayısıyla organizmalar 2,2 kat daha ağırlaşıyor ve bir okadar da kırılganlaşıyorlardı.
Bunun yanı sıra silisyumlu bileşiklerin suda çözünürlüğü karbonlu bileşiklere göre oldukça sorunlu.
Birde sıcaklıkla silisyumlu bileşiklerin denatürizasyonu hiçde kolay olmuyor. buda amino asit sentezi ve yıkımı için önemli bir konu.

Bu teoriler içerisinde bir de amonyum tabanlı yaşam önerileri vardır. Amonyum tabanlı bileşiklerde aslında CH3NH2 , NH4OH ve CH3OH gibi suya benzer özelliklere sahip iyi birer çözücüdürler. hatta öyle ilginç özellikleri vardırki amonyum tabanöı çözücüler sodyum, magnezyum aluminyum fosfor iodin sülfür gibi bir çok farklı metal ve ametal element ve bileşiği çözebilme yetisine sahiptir. bunun yanısıra polipeptid ve aminoasit bileşikleri içinde çok uygun birer ortam olması ile beraber donma noktasının düşüklüğü -44*C kaynama noktasının suya yakınlığı 98*C gibi özellikleri dolayısıyla suya uygun bir karşı bileşen olarak düşünülebilir. Tabi amonyumun gaz devlerinde bulunma bolluğu yanında ballı kaymak olmaktadır.
Fakaat. amonyum türü bileşiklerin suyun elektrokimyasal olarak ayrıştırıldığında OH(baz) H+(asit) gibi dengeli bileşikler(nötürlenen) vermektedir. fakat amonyum suya karşılık kuvvetli asidik özellik gösteren NH+ iyonları vermektedir ki hiç bir canlı organzma bu kuvvetli asite dayanamaz. bu noktada da amanyumun tüm cazibesi bir anda dağılıyor.

Resim

Bu noktaya kadar yukarıda saydıklarım konusunda hem fikir isek yaşamın temel yapı taşları olan kimyasallar konusunda bir çelişki yaşamadığımızı düşünüyorum.
Aslında benimde en çok hakkında düşünürken heyecanlandığım konu , canlıların(dünya dışı) dış görünüşleri ve belkide organlarının çeşitliliği bakımından farklı görünümleri.
Koşulları dünyaya benzeyen bir gezegende(atmosfer basıncı, atmosfer bileşeneri, yerçekim ivmesi ve belkide aklımıza gelemeyecek binlerce faktör) çok önemsiz gözükecek nüans farklılıkları dolayısıyla kimbilir ne kadar farklı görünümlü canlılar yaşıyor olabilir.

Mesela niçin çift ayak yerine 3 bacak üzerinde yürüyebilen canlılar olmasın, yada kanatlar yerine çok farklı teknikler kullanarak uçmayı başarabilen canlılar, bildiğimiz göz, kulak, koku ses gibi duyargalar yerine manyetizma, kızılötesi morötesi veya radyo dalgaları ile duyum alabilen ve hatta haberleşebilen canlılar olabilir.

Hatta bitki yada hayvan sınıflandırmasının ortasında yer alan yüksek yapılı hareketli hatta akıllı canlılar bile olabilir. Sonuçda hayal dünyamız kadar çok çeşitli canlı türü ile karşılaşmayı bekleyebiliriz, yeterki hayal edebilelim….

Saygılarımla…

Emre EVREN
Kaynaklar:

www.astrobiology.com
http://science.nasa.gov/newhome/headlin … ay99_8.htm
en.wikipedia.org/wiki/Astrobiology
http://en.wikipedia.org/wiki/Extraterrestrial_life
http://www.daviddarling.info/encycloped … alife.html
http://uplink.space.com/printthread.php … ype=thread
http://www.sawf.org/newedit/edit0611200 … nethat.asp
http://www.astronomynotes.com/lifezone/s5.htm
http://www.astrobio.net/news/article344.html

arda güler tarafından tarihinde gönderildi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>