Astronomi ve Uzay ile ilgili güncel haberler, keşifler.
gönderen Emre Evren
#2647
Yıldızlarında Dünya Benzeri Bulutları Var

Resim
Yukarıdaki resimde üst satırda cıva miktarının yıllara göre Alfa andromeda üzerindeki dağılımının haritası görülmektedir.
Aşağıdaki satırda ise cıva düzeyinin yıllara göre kümilatif değişimi haritalanmıştır.


Yıldızların göklerindede hava durumu, araştırmacıların günümüzde gezegenlerde buldukları gibi olabilir.

Bilimadamlarının gördüğü uçuşan bulutlar inceciktir, "hemen hemen dünyamızdaki cirrus bulutları gibi" ama bir farkla bunlar cıvadan oluşmaktadır diyor isveç Uppsala Üniversitesinden astrofizikçi Oleg Kochukhov.

Bu metal bulutların araştırılması yıldızların içerisinde ağır elementlerin nasıl oluştuğuna ışık tutacaktır.

Kochukhov ve asistanları, 7 yılını Zincirli Prenses takımyıldızındaki en parlak yıldız olan Alfa Andromedayı gözetlemek için harcamışlardır. Dünyadan 100 ıy uzaklıkta bulunmakta olan mavi-beyaz yıldız güneşimizin iki katından fazla sıcak ve yuvarlak olarak kütlesi ve çapı güneşimizden üç kat fazladır.

Manyetik alanları sebebiyle yıldızlar yüzeylerinde devasa lekeler üretmektedirler. Bunlar aynen güneşimizin lekelerinde görüldüğü gibidir. Fakat bir farkla, Alfa Andromeda manyetik bir yıldız olmadığı bilinmekteyken, Kochukhov ve asistanları tarafından bu yıldızda 5 yıl evvelden gözlemlenmiş olan bu lekeler tam bir muammaydı.

Artık araştırmacılar, bu lekelerin aynen gezegenlerdeki hava koşullarının izlerini takip eden dinamikler gibi Alfa andromeda göklerinde oluşup yokolmakta olan bulutlar olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Bulgular 24 hazirandaki Nature Physics dergisinde detaylandırılacaktır.

Bu tip bulutlar, Alfa andromeda gibi ağır ve sıcak yıldızlarda görülebilmektedir. Alfa Andromeda kendi çevresinde bir turunu 60 saatte tamamlıyor olsada bu bulutların görece daha yavaş devindikleri düşünülmektedir, zira daha hızlı dönerlerse bulutlardağılacaktır. Kochukhov 'a göre yarım düzine veya daha fazla adayda bu tarz bulutların görüldüğü bilinmektedir bunlardan AR Aurigae da ise Stronsiyum ittiryum ve platin bulutları gözlemlenmiştir.


Esrarlı Süreç

Bu metal bulutları neyin oluşturduğu ise halen belirsizliğini korumaktadır. Kochukhovun önerdiğine göre : Aynen bizim gezegenimizin atmosferinde genellikle gerçekleşen süreçler gibi. " Alfa andromedanın atmosferindeki rassal çalkantılar bu bulutları oluşturabilir. yada belkide Alfa andromedanın eşinden kaynaklanan kütleçekimsel gelgitler yıldızın atmosferinin çalkalanmasını sağlayabilir."

Yıldız bulutları hakkındaki bu tip keşifler, Alfa Andromeda gibi yıldızların atmosferlerindeki Cıva ve benzeri ağır elementlerin endişe verici tutarsızlığını açıklamaya ışık tutabilmesi beklenmektedir.

Carnegie Gözlemevinden Emeritus Profesör George Preston'a göre : " Bunar hep benzer tipte yıldızlardır, bu yüzden hepsinde aynı seviyede cıva bolluğu bekleyebilirsiniz fakat bu yıldzılar birbirlerinden neredeyse 100 kat değişen farklarda cıva içermektedirler. ama artık bu farklılığın bulutlara dayandığı ortaya çıkmış oldu Farklı zamanlarda farklı seviyelerde cıva gözlemleyebilirsiniz."

Alfa Andromeda ve benzer yıldızlar elementlerin kökenini öğrenmemizde kritik nesnelerdir. diye ekliyor Kochukhov Güneş benzeri yıldızlarda gözlemlenebilinmesi için fazlaca sönük olan ağır elementler bu tip yıldızlarda yoğunlaşmaktadırlar. Yıldızların hava durumu , elementlerin bu yıldızların içinde nasıl karıştığı hakkındaki sorulara ışık tutabilecektir.

Kaynak : Space.com , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#2678
Ölüm Döşeğindeki Cinnet Geçirmiş Yıldızın En Son Görüntüleri

Eta Carina kararsız denge durumuna doğru ilerlerken, büyük kütleli yıldız kaçınılmaz sonuna yaklaşmaktadır.

Resim

Dünyadan 7500 IY uzaklarda bulunmakta olan Eta Karina 1840'larda ucuz atlattığı sarsıcı bir patlama sonunda gökyüzündeki en parlak ikinci yıldız olmuştu. NASA'nın Hubble uzay teleskobu ve Chandra X-Işını gözlem uydusundan en son alınan birleştirilmiş fotoğraflar bu muazzam sarsıntının izlerini göstermekte ve yıldızın sonunu hazırlayacak olması beklenen süpernova patlamasının yakınlaştığı yönünde ipuçları vermektedir.

Eta Carina , gizemli , inanılmaz derecede parlak ve kararsız bir yıldız olarak gökbilim dilinde neredeyse bir taş atımı kadar bir uzaklıkta Dünyaya 7500 ıy mesafede bulunmaktadır. Yıldızın nükleer yakıtını inanılmaz bir oranda tükettiği ve eninde sonunda gerçekleştireceği son büyük patlamaya son sürat yaklaştığı düşünülmektedir.

Eta Karina, patladığında , ortaya çıkacak tablo Dünyadan görülecek inanılmaz bir ışık gösterisi olacak belkide parlaklıkda Ay'ı bile gölgede bırakacaktır. Onun alınyazısı yakınlardaki bir gökada da gerçekleşmiş olan keşfedilmiş en parlak yıldız patlaması, SN2006gy üzerine yapılan araştırmalar sonucunda çizilmiştir. Süpernova patlaması gerçekleştiren SN2006gy nin yıldızının son zamanlarında göstermiş olduğu kararsız davranışı, Eta Karinanında her an patlamaya hazır olduğunu düşündürmüştür.

Eta Karina, güneşimizin 100 ila 150 katı kütlesine sahip bir yıldız olarak , yıldız merkezindeki nükleer fırının ateşlediği iç ışınım basıncı ile kütleçekimin baskıladığı termodinamik dengesinin kararsız bir noktaya doğru yaklaşmakta olduğu bilinmektedir. Bu da yıldızda meydana gelebilecek en ufak çalkantıların bile yıldız yüzeyinden ciddi madde atımlarına sebep olacağı anlamına gelmektedir. Eta Karina 1840'lı yıllarda , ağır bir parlama meydana getirerek güneşimizin 10 katı kadar bir kütleyi uzaya püskürtmesi sonucunda gökyüzündeki ikinci parlak yıldız haline gelmiştir. Böyle bir parlama büyük ihtimalle bir çok yıldızı paramparça edebilirdi fakat Eta Karina bir şekilde bunu atlatmayı başarabilmiştir.

Hubble teleskobu ve Chandra X-ışını gözlem uydusu ile alınmış olan görüntüler , gerçekleşmiş olan bu muazzam olayın izlerini yeni veriler ile beraber sunmaktadır. Mavi bölgeler, Hubble tarafından tespit edilmiş ve yıldızın uzaya püskürtmüş olduğu gaz ve tozun görece soğuk optik ışımasını göstermektedir. Enkaz , yıldız etrafında çift kutuplu bir kabuk oluşturarak görünür ışığın en parlak noktasında yeralmaktadır. Çift kutuplu kabuk ise daha soluk maddeler tarafından oluşturulmuş olan düzensiz bir bulut ile sarılmıştır. sol üste doğru ise yıldızdan çıkmakta olan beklenmedik bir jet(yüksek hızlı madde akısı) gözlemlenmektedir.

Resim

Sarı ve turuncu renklerde tasvir edilmiş olan Chandra'nın verileri ise Eta Karina tarafından uzaya savrulmuş olan maddelerin etrafdaki gaz ve toz ile çarpışarak gazı milyonlarca derece sıcaklıklara yükseltirken yayılan X-ışını yayımını göstermektedir. Bu sıcak çorba görece soğuk olan optik bulutsudan çok daha ötelere uzanarak, etkileşim bölgesinin dış sınırlarını çizmektedir. X-Işını gözlemleri sonucu, püskürtülmüş olan dış maddenin karmaşık atomlar, özellikle yıldızın içindeki fırın tarafından pişirilmiş ve yıldız yüzeyinden serpilmiş olan azot atomları ile zanginleştirilmiştir.


Chandra'nın X-ışını gözlemleri aynı zamanda içerideki optik bulutsunun X-ışını yansımalarına nazaran daha sönük olduğunu ortaya çıkarmıştır. Optik bulutsu tarafından yansıtılan X-ışınları yıldızın çok yakınlarından kaynaklanmaktadır, bu x-ışınları saatte 1 milyon mil hızla esen Eta Karinanın yıldız rüzgarı ile eş yıldızının yaklaşık 5 kat daha hızlı yıldız rüzgarlarının yüksek hızlarda çarpışması sonucu üretilmektedir.

Eş yıldız ise resimlerde, direk olarak görünmemekle birlikte yıldız iç bölgelerindeki x-ışınlarındaki değişimlere bakılarak varlığı belirlenmektedir. Gökbilimciler tam olarak eş yıldızın, Eta Karinanın evriminde nasıl bir rol oynadığına yada gelecekte nasıl bir rol oynayacağına tam olarak emin değillerdir.


Kaynak : Astronomy.magazine , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#2724
Mars Keşif Aracı İçin "Riskli" Bir Krater İnişi Planlandı

Resim
NASA nın Opportunity keşif aracı tarafından Victoria Kraterinin kenarı etrafındaki izlenilen rota bu haritada işaretlenmiştir. Keşif aracı ilk olarak 951. Mars gününde veya bir başka deyişle 26 eylül 2006 da kraterin köşesine ulaşmıştır. harita 24 temmuza dek aracın izlediği yolu göstermektedir.

Mars Keşif Aracı "opportunity" , kızıl gezegenin devasa Victoria kraterine bu ayın başlarında riskli bir iniş gerçekleştirecek.

Duyuru , aylar süren yapılıp yapılmaması hakkındaki tartışmalardan sonra bu gün NASA'nın telekonferansı sırasında yapıldı. Yetkililerin aktardığına göre, kraterin yaşlanmış olan keşif aracının son durağı olacağından endişe eden bilimadamları için bu kararın alınması kolay olmadı.

NASA Bilim Görevleri Direktörlüğünün eş başkanı Alan Stern düğmeye basmış oldu.

Stern'in aktardığına göre : "Keşif aracının Victoria Kraterine inmesine yetki vermek için karar almışlardır. Mars üzerindeki kocaman bir deliğin içine iniş yapacak olan bir araç için bir sürü riskler bulunmaktadır, bozulabilir veya bir daha yukarı tırmanamayabilir. Ama elde edilecek bilgiler bizi bir hafta veya bir gün için değil aylar süresince meşgul edecektir. bu yüzden aracın kratere inmesine izin verilmiştir."

Resim

Opportunity tarafından alınmış bu görüntüde farkedilen Cape St. Vincent , Victoria kraterinin duvarları arasında uzanmış sayısız burundan birisidir. Burnun tepesindeki maddeler, başıboş saçılmış kayalardan kraterin daha aşağı kesimleri ise aniden katı taşyatağına dönüşen kayalardan oluşmaktadır. Bu resim yüzeydeki materyallerin farklılıklarını göstermek için zıt renklerde çekilmiştir.

Riskli Manevra

Opportunity şuan inişin yapılması planlanan Ördek Koyu olarak adlandırılan, Kraterin kenarındaki hücrede tünemiş durumdadır ve bilimadamları bu noktanın 800 metre genişlikteki kratere inmek için en uygun yer olduğunu düşünmektedirler.

Keşif aracı gelecek ayın başındaki inişi için hazırlıklara başlamıştır., NASA jet itki laboratuvarından MER projesi yöneticisi John Callas'a göre , büyük ihtimalle temmuzun 9 u veya 7 sinde ekip keşif aracının Ördek koyunun içine doğru adım atacağı ilk kısa gezintiyi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini görmeyi planlıyor.

Cornell Üniversitesinden Mars keşif arracı takımı üyesi Steve Squyres bu giriş noktasının sırf güvenlik için seçildiğini vurgulamaktadır. Squyres'in açıklamalarına göre : " Aracı eğimli kraterin içine birkaç feet sürüp geri dönmesini sağlamaya çalışarak ileride gerçekleşebilecek kayma sürüklenme gibi sürprizlerin ortaya çıkmasını sağlayacağı düşünülüyor."

Kaygan yüzeye ek olarak Mars bilimadamları , kraterin içine girildiğine aracın tekerleklerinin takılacağı yada bozulacağı riskinide tamamen kabul etmektedirler. Squyres 'e göre : " oraya girip, keşfi gerçekleştirdikten sonra sağ salim dışarı çıkabileceğine inanıyorlar fakat eğer Opportunity'nin tekerleklerinde bir sorun yaşanırsa o zaman çıkış çok problemli olacaktır."

Resim
Bu resim Victoria krateri içindeki kemerli kenar olan Ördek Koyu'nu göstermektedir. Bu zıt renkli görüntü Opportunity'nin panoramik kamerası ile alınmıştır


Bilgi Krateri

Victoria Kraterine iniş sırasında bilimadamlarının oldukça yoğun olacakları beklenmektedir.
Squyres'e göre : " Burası daha önce ziyaret edilenlerden çok daha uzak bir kraterdir. ve burası şimdiye dek bakılmış tüm kraterlerden çok daha derin bir cehennemdir. Marsın jeolojik geçmişi için çok daha eskiye dayanan veriler sağlaması beklenmektedir."

Belkide kraterin en önemli yönü ise inanılmaz eski, tahmini milyarlarca yıl yaşında olmasıdır. yeni oluşmuş ve etrafa kayalar dağılmış bir çarpışma kraterinden çok, burası aşınarak günümüzdeki haline gelmiş ve temiz, bozulmamış bir taşyatağı gibi durmaktadır.

Keşif aracı ekibinin öncelikli görevi, kraterin daha üst kesimlerindeki parlak kayalardan oluşmuş bir çizginin incelenmesidir.

Squyres'e göre : " Burası başka heryerden farklı gözükmektedir. ve mars yüzeyindeki çarpışmanın gerçekleştiği döneme ait bir katmandır. bu yüzden kadim mars ortamı hakkında oldukça değerli bilgiler sağlayacaktır."

Uzun Seyahat

Spirit ve Opportunity araçları Mars'ı 2004 haziranından beri keşfetmektedirler ve tozlu yüzeyde bir 90 gün daha bulunmaları beklenmektedir. Aksiliklere rağmen iki araçda normal tahmini çalışma sürelerinin 12 katı daha uzun süredir bir olay meydana gelmeksizin çalışmaya devam etmektedirler. Spirit'in sağ ön tekeri 2006 Mart'ında durmuştu fakat bu sayede araç oldukça etkili bir toprak kazma aracı kazanmış oldu. Bu yılın mayıs ayında, beyaz tozlu bir yüzeyi kaldırarak %90 saflıkta bir silikat cevheri keşfetmiş oldu. Bilim adamlarına göre yüzeyin hemen altında bunun bulunması, Mars'ın Islak geçmişine bir kanıt teşkil etmektedir.

Mekanik arızalarla başetmelden de öte, takım üyeleri Opportunity'nin güneyindeki ağır toz fırtınalarını izlemektedirler. Squyres, bu fırtınaları gün boyu izlediklerini söylemektedir. Bu onlar için aracı bir kraterin içine indirmek kadar bir risk oluşturmaktadır. Toz seviyesi ise şimdiye dek gözlenmiş en yüksek seviyelerde seyretmektedir.

emniyetli bir seyehat ve iyibir hava olması halinde Squyres, opportunity'nin crater içindeki delikli parke taşı gibi gözüken düzlükleri incelemek için ayrıldığında heyecan verici keşifler gerçekleştireceğini düşünmektedir.


Resim
Mars keşif aracı opportunity'nin iniş yaptığı noktadan 24 haziran 2007 ye kadar izlediği 1215. mars günündeki rotası görülmektedir.

Bu taşlarıdan bir takım toplamak için acele etmekderiler, şimdiye dek yanlızca bir el dolusu kadarına bakabilmişlerdir. Uzak çarpışma bölgeleri tarafından fırlatılmış olan meteoritlerin, kalıntıların ve gözenekli kayaların oluşturduğu düzlüklerin araştırılması Opportunity 'nin diğer büyük görevi olacaktır.

Doğa bizlere örneğini gerçekleştiremeyeceğimiz bu egzotik taşları ve parke taşı görünümlü kayaları sunmuştur. Buna ek olarak ekip daha evvel Erebus krateri yakınlarında rastladıkları yüzeydeki suyun kanıtlarına krater içinde daha da güçlü biçimde rastlamayı ummaktadırlar.


Kaynak : Space.com , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#2792
Yıldızlarında Karadelikler Gibi Jetleri Vardır


Gökbilimcilerin 20 000 IY ötelerde keşfettikleri bir nötron yıldızının karadeliklerin taşıdığı uzaya madde jetleri püskürtme kaabiliyetine sahip olduğu ortaya çıktı.

Resim
Yukarıda bir sanatçının gözünden, kütlesi güneşimizin onlarca katı büyüklüğündeki bir yıldızın yörüngesinde dolanmakta olan bir nötron yıldızından oluşan Circinus X-1 sisteminden relativistik hızlarda püskürmekte olan parçacık jeti tasvir edilmiştir.

Karadeliklerin bir diğer çarpıcı niceliği ise, uzaya büyük enerjilere sahip madde jetleri püskürtebilmeleridir.

NASA'nın Chandra X-ışını gözlem uydusunu kullanan Wisconsin Üniversitesinden Sebastian Heinz 'in önderlik ettiği bir ekip, patlayarak ölmüş yıldızların arta kalan yoğun çekirdeği olan bir nötron yıldızının, karadeliklerin relativistik hızlarla püskürttükleri jetleri ile boy ölçüşebilecek madde jetleri püskürttüğüne dair kanıtlar elde etmişlerdir.

Yeni çalışma sayesinde ilk defa karadeliklere hazi bir özellik olarak kabul edilen büyük çaplı jetler püskürten bir nötron yıldızı gözlemlenmiş oldu.
Jetlerin, karadelikleri gibi ekstrem nesnelere ve bu tip ortamlara ait bir
olgu olması sayesinde gökfizikçiler için yeni bulgular hem karadeliklerin hem de nötron yıldızlarının doğalarını anlamaya yardımcı olabilecektir.

Madisson Üniversitesinden yardımcı doçent, Heinz'e göre : " Karadeliklerin uzun zamandır jetler püskürtmede başarılı oldukları bilinmekteydi, bu keşif ise nötron yıldızlarının da bu işi iyi kıvırdıklarını göstermiştir."

Cirinus X-1 olarak bilinen cisim gerçekte güney takımyıldızlarından Circinus takımyıldızı sınırlkarı içerisinde yer alan Dünyadan 20 000 ıy uzaklıkda ki bir çift yıldız sisteminin üyesidir.

Nötron yıldızı güneşimizin onlarca katı kütleye sahip bir eş yıldız ile wals yapar konumda kitlenmiştir. Kütleçekim eş yıldızdan madde çalarak spiraller halinde dönen diskler ile nötron yıldızının yüzeyine madde yağdırmakta ve bir şekilde uzaya doğru neredeyse ışık hızına yakın hızlarda madde jetleri püskürmesine sebep olmaktadır.

Gökbilimcilerin henüz bu madde jetlerinin neden yapıldıklarını ve nasıl üretildiklerini açıklamakta yolun başında olduğunu bildiren Heinz'e göre : " jetler gizemli madde ışınlarıdır. Bu plazma ışınları kütle aktarımı süren iç bölgeler tarafından fırlatılmaktadır."

Uluslararası katılımlı bir gökbilimci ekibi tarafından gözlemlenen jetler 3 ıy uzunluktadır fakat çapı yanlızca 10 km kadar olan bir cisimden kaynaklanmaktadır. Süper kütleli karadeliklerden püsküren jetler ise bazen milyonlarca ıy'ndan daha fazla uzaklıklara yayılabilmektedir.

Resim

Yine de bu jetleri oluşturan kaynağın büyüklüğü ile ilgili ölçümlere göre : " Circinus X-1 açıkçası çok muhteşemdir. Bu jetleri harekete geçirebilecek bilinen cisimlerin boyutlarına bakılırsa bu jetler en büyüklerindendir.gücüne bakıldığında, karadelikler ile aynı verimliliğe sahip gibi gözükmektedir. Nötron yıldızlarının da jetler yapmada etkinliğe sahip olmalarına rağmen kütleçekimsel potansiyelleri daha sığdır ve devinen karadeliklerin sahip olduğu şöhret kadar olmasa da oldukça önemli bir yeni görüş sağlamaktadır."

Bazı karadeliklerin, bütün maddeleri içine doğru emerek daha hızlı dönmelerine sebep olan bir tür devinen girdaba benzeyen "Ergosfer" leri vardır. Heinz'in açıklamalarına göre : "Bu işte insanların , karadeliklerin jetler püskürmede nasıl etkin olabildiklerini düşünmelerini sağlayan, devinen karadelikler etrafında dönen uzay-zaman girdabıdır."

Chandra tarafından ölçülmüş olan Circinus X-1 jetleri daha çok karadeliklerden çıkan jetler gibi davranmaktadırlar : Bir tutam madde ile karıştırılmış sıkıca paketlenmiş enerji uzaya bir yangın hortumundan suyun fışkırması gibi püskürmektedir. Jetler, yıldızlar arası uzaydaki gaza ulaştığında ise çok sıcak radyo sinyalleri yollayan gaz loblarına bezeyen radyo bulutsuları gibi şişmektedirler.

Karadelikler yada diğer nesneler tarafından püskürtülen jetlerin nasıl çalıştığının anlaşılması çok mühimdir zira Heinze'ye göre bunlar evreni ateşleyen motorlardır.

İnsanlar karadelikler ve karadelikler tarafından püskürtülen jetlerin evreni ateşlemesindeki önemi farketmişlerdir. Bunlar devasa miktarlarda kinetik formda enerji taşımaktadırlar ve bu enerjinin yayılımı daha geniş açıdan evrenideki yapıların oluşumunda büyük büyük önem arzetmektedir.


Kaynak : Astronomy. magazine , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#2836
Zonklayan Dev Yıldıza Otopsi Yapıldı

Resim

S orionis yıldızının değişen boyutları Güneş sistemimizle kıyaslanmıştır. Kızıl dev sarı daireden, iç kızıl daireye kadar büzülüp genişlemektedir. 5 milyar yıl içinde güneşimizde bir beyaz cüce haline gelip soğumadan evvel bu aşamadan geçecektir. Tüm bu uzaklıklar ölçek hakkında bir fikir vermek içindir, tüm gezegenler, maser noktaları(yeşil ve kırmızı olan) ve güneşin çapı ise gerçektir.

Mevcut olan en büyük teleskopları kullanan gökbilimciler, her 410 günde bir çapı marsın yörüngesinden jüpiterin yörüngesine kadar değişen Kızıl dev S Orionis yıldızının tozlu ve gaz dolu dış katmanlarına otopsi yapmışlardır.

ABD Naval gözlemevinden gökbilimci David Boboltz'un aktardığına göre : " bu bilgiler 5 milyar yıl sonra şişerek S Orionis yıldızı gibi kırmızı dev haline gelecek olan güneşimiz için geleceğe bir göz atmak gibidir.
Şimdiye dek kızıl ötesi ve radyo dalgaboylarında eş zamanlı olarak bu düzeyde kızıl devler ile ilgili bir çalışma yapılmamıştı. Bu çalışma bizlere gerçekten katmanların nerede olduğunu göstermektedir."

Devasa Gizem

Kırmızı cüceler, daha evvelden bütün hidrojen yakıtını tüketerek artık Helyum yakmaya başlamış olan bir tür güneşimizin yaşlı versiyonlarıdır. Bunlar yıldızın gaz katmanlarını ve tozu uzaya savurarak yıldızın normal çapının 100 katına ulaştıran yoğun radyasyon flaşları yaratarak yıldızın kabarmasına sebep olur. S orionis her yıl dış katmanlarından soyulmuş dünya büyüklüğünde kütleyi uzaya savurmaktadır.

Boboltz'a göre : "Bir sürü madde yıldızın kütleçekiminden kurtularak, güzel gezegenimsi bulutsular oluşturmaya başlar. Fakat kütleçekim, gaz ve tozun çoğuna baskın çıkarak yıldıza doğru geriye çekerek bir çevrim başlatır ve bu bir çeşit nabız oluşturmaya başlar.

Boboltz ve ekibinin araştırmaları, haziran ayında yayımlanan Astrofizik Dergisinde yayımlanmanmadan evvel yıldızın bu katmanlarının nerede olduğu ve gerçekte nelerden oluştuğu tam bir muammaydı.

Ekip yıldızı saran gaz ve toz katmanlarını şimdiye dek ulaşılmamış bir seviyede detaylı gözlemleyerek, zımpara kağıdının yapısında kullanılan bir madde olan corundum(Aluminyum Oksit) dan oluşan yıldızın tozlu kabuğunun önceden bilinenden iki kat daha geniş olduğunu keşfettiler.
Ekip aynı zamanda tozlu Corundum'unda daha evvel kızıl devlerin dış çevrelerindeki toz olarak bildikleri, gaz halindeki Silikon monoksit ile ağır biçimde karışmış olduğunu ortaya çıkarmışlar.

Boboltz'a göre : "Gerçekte şimdiye dek hiç yapılmamış olan, bu yıldızların etraflarını çevreleyen madde zarflarını haritalamışlardır."

Resim

Kızıl Dev S Orionis'in farklı evreleri görülmektedir. Yeşil gölgeler tozlu kabuğun yerini göstermekte iken kırmızı disk ise yıldızın yüzeyini ifade etmektedir. İlk iki resim, yıldızın mininmum çapına büzülüp tozun çoğunluğunu oluştururken alınmıştır Üçüncü resim ise yıldızın maksimumuna genişlediği sırada alınmıştır.

Büyük Araştırma

Araştırmacılar yıldızın dış katmanlarını soyabilmek için Dünyadaki en büyük iki girişim ölçer(interferometre) olan radyo dalgalarını görebilen 5350 mil yayılan 10 teleskopdan oluşan VLBA(Çok uzun tabanlı dizge) ile kızıl ötesi görüşe sahip Şilideki VLTI(Çok Büyük teleskop interferometresi) yi kullanmışlardır.

Boboltz'un not ettiğine göre , eğer bu teleskoplar NewYork da olsaydı bakanlara Californiadaki birisinin okuduğu gazeteyi görebilme imkanı sağlayabilirdi!
Fakat kızılötesi ve radyo dalga boylarındaki kararlı kaynaklara kıyasla S Orionis daha çok ışıma lekesi gibi duran bir kaynak gibi görünmektedir bu yüzden ekip doğal oluşan lazerler olan Maser 'leri kayıt etmişlerdir.

Gökfizikçiler lazer uygulamalarının temel prensipleri, dışında tam olarak bunların nasıl oluştukları hakkında emin değillerdir: Bazı süreçler bir tip molekül çeşidini uyararak , senkronize olmuş ışık dalgaları üretmelerini sağlıyor olabilir.

Boboltz'un ifadelerine göre : "S orionis de tespit edilmiş olan Silikon Monoksit ve Corundum gibi maddeler kendi özel maserlerini üretmektedirler. Aylar süren dönemlerde bu maserlerin hareketlerini izleyerek Kızıl Devin nabız davranışı hakkında inanılmaz detaylı bir resim oluşturmuşlardır."

TX Cam olarak adlandırılan bir başka nabız atımı yapan Kızıl Dev yıldız içinde bir video bulunmaktadır fakat Boboltz sadece radyo görüntüleri ile bile bunu aşmayı beklemektedir.

Boboltz'a göre : "ileride şuan kabuğun en uzak noktasına ulaşmış olan S Orionis çevresindeki su maserlerine bakarak bu yıldız etrafında atımlar yapan kabuk için de daha iyi görüntülere ulaşabileceklerdir. ve Bir beyaz cüce haline gelerek ölmeden evvel bir kırmızı devin nasıl gezegenimsi bulutsu oluşturduğunu açıklamayı ummaktadırlar."

Kaynak : Space.com , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#2855
Mars'daki Korkunç Fırtına Kaşifleri Bozabilir.

Resim
Arizona Phoenix den amatör gökbilimci Paul Maxso tarafından yakalnmış toz fırtınası görülmektedir. 23 haziranda (yukarıda) fırtına görünür ışık altında çekilmiş RGB resminde gezegen merkezinin kuzey doğusunda parlak kırmızı bir leke gibi gözükmektedir. 26 haziran 2007 de ise fırtına boyut olarak dört katına çıkarak Marsın kuzey doğu bölgesini kaplayan büyük bir pençe gibi gözükmektedir.


Yetkililere göre Mars'ın güney yarıküresinin tamamını kaplamış olan devasa toz fırtınası Mars Kaşif araçlarının geleceklerini daimi olarak riske atabilir.Bu haftanın başında ortaya çıkan yeni ve potansiyel iç karartıcı tablo prognoz(öngörü) den beri en katı değişim oldu.

MAlin Uzay Bilimleri Sistemlerinden Michael MAlin bir e-mail röportajında, Kızıl gezegende yeni beliren daha ufak bir toz fırtınasının da kaşif araçlar üzerindeki tehtidi dahada güçlendirdiğini belirtmiştir.

En büyük tozlu kasırga Mars üzerine gelen güneş ışığının neredeyse %99 unu engelleyerek güneş enerjisi ile çalışan Mars Kaşifleri için emsalsiz bir tehlike oluşturmaya başlamıştır. Bu tozlu fırtına sürmeye devam eder ve hatta kalınlığını arttırırsa yetkililer kaşif araçlarının pillerinin tükenerek, robotları sonsuza dek sessizliğe gömebileceğinden endişe duymaktadırlar.

Texas A&M Üniversitesinden kaşif araçları ekibi üyesi Mark LEmmonun söylediğine göre : " Bu ürkütücü bir fırtınadır." eğer daha da kötüleşirse, birşekilde şarjedilmemiş bir bölgeye gireceğiz. Gün içinde kaşif araçlarının ilerleyebilmeleri için yeterli enerjileri kalmadıklarında ne yapılacağı hakkında bir sürü tartışma yapılmıştır."

space.com tarafından rapor edilen fırtına henüz global orana ulaşmamış olsa da toz seviyesi kaşif araçlarının şimdiye dek karşılaştığı en kalın seviyededir. Lemmon'a göre koşullar, 1971 deki ve 2001 deki global fırtına ile yarışmaktadır. " Son geçen birkaç günden beri bu şey rekorları
altüst etmektedir ve güneş normalden 100 kat daha sönüktür, Fırtınada büyük çaplı bir durgunluk olması umud ediliyor, ama bu sadece bir umut."

Resim

Çifte Tozlu Bela

Gerçekte, iki hafta da daha büyük olan fırtına, ufak 600 000 kmkarelik boyutlarından, şimdiki 18 milyon kmkarelik boyutlarına ulaşarak genişlemiştir. Fakat bir kaç günde ise daha ufak olan zıttı harekete geçerek 7,7 milyon km karelik genişliğe ulaşmış bulunmaktadır. Hep birlikte Birleşik Devletler , Kanada ve Grönlandın tamamından daha fazla bir alan kaplamaya başlamışlardır.


Malin'in aktardığına göre : " bu devasa tozlu olaylar münferit birer fırtına değillerdir. amagerçekte bir kaç adet yerel ve bölgesel büyüklükteki toz fırtınalarından oluşmaktadırlar. Ciddi miktarda tozu önlerine katarak, Bütün gezegenin yüzeyini kaplayabilecek devasa toz bulutları oluşturabilmektedirler. Bir kere toz kalktığında atmosfer ısınmakta ve toz çalkalayan olayları beslemektedir.

MER takımı şimdikinden daha endişelidir, toz fırtınalarının erken doğum evrelerinde, rüzgarlı koşullar Spirit ve Opportunity üzerindeki ışığı engelleyen toz katmanlarını süpürmüştür.

Marslı "Toz Şeytanları" ve durgun rüzgarlar gibi temizleyici olaylar sayesinde keşif araçlarının güçleri çiftlenerek geçen hafta saatte 800 watta yükseltildi ve Opportunity nin planlanmış Victoria Krateri inişi için ümidleri arttırmış oldu. Fakat ufak fırtına kabarmaya başladığında
Opportunitynin enerji toplama yeteneği, yanlızca 90 wattlık üç ampulü yakmaya yetebilecek ,tehlikeli biçimde saatte 280 watt sınırlarına dayandı.

Lemmon : " En kötü senaryo ise gökyüzündeki yeteri miktarda tozun, güneş enerjisini azaltarak enerji tasarrufu yapmak için bir çok şeyi kapatmak zorunda kalacağımız noktaya gelmesidir." demektedir. "Keşif araçları elektronik aksamlarını kullanarak pillerini canlı tutabilmektedirler"

MER(Mars Keşif Aracı) proje müdürü John Callas'ın açıklamalarına göre ; keşif aracının pilleri ölü durumda bulunursa, azalan sıcaklık elektronikleri sakatlayabilecektir.Callas'a göre : "Bu laptopunuzu antartikada bırakmak gibi birşeydir. Termal büzülme yüzünden lehimlenmiş elektronik aksamlar kısa devre yapabilir. Eğer keşif aracı çok soğursa önemli olanbirşeyler bozulabilir. " bu durum şimdiye dek karşılaşılmamış emsalsiz bir olaydır bu yüzden ekip keşif araçlarının özellikle de Opportunitynin ne kadar ışık-engelleyen toza tahammül edebileceğinden emin değillerdir.

Resim

Hızlı Ve Öfkeli

Callas'a göre fırtınanın büyüme oranı şok edicidir. ; "Keşif araçları haftalar süren süreçlerle büyüyen daha zayıf bir sürü fırtınayı geçmişde atlatmıştı ama asla böylesini değil. Bu şey bir anda patlak verdi, toz düzeyleri ise alıp başını gitmiştir."

Princeton New Jersey , Ulusal Okyanus&Atmosferik yönetiminden Mars Atmosfer araştırmacısı gezegen bilimci John Wilson'a göre Marsın güney yarıküresinin topografyası büyük ihtimalle kabahatlidir

Wilson ; " Güney yarıküre ortalama olarak kuzay yarıküreden 4 km daha yüksektir. bu da toz fırtınaları oluşumlarının küreselleşmesine yardım etmektedir." diyerek Dünyanında hindistan yakınlarında benzer bir fırtına ateşleyen fenomen ile karşılaştığını açıklamaktadır. Wilson "Tibet, anakara hindistandan daha yüksektir ve onun yüksekliğide hindistan musonlarının yoğunlaşmasına sebep olmaktadır." diye ekleyerek daha düşük bölgelerdeki rüzgarlı koşulları arttırdığını bildirmektedir.

Wilson'a göre : " Fırtınalar kaşifleri tehtid ediyor olsalarda bu olay bize bir diğer devasa fırtınayı başından sonuna kadar izlemek için bir şans olmaktadır. Fırtınanın nerede başladığını, nasıl büyüdüğünü görerek daha sonra bu verileri Marsın gelecekteki havasını tahmin edebilmek için bir modele aktarabileceğiz. "

Callas, küresel toz fırtınalarının her üç Mars yılında bir defa ortaya çıktığını(ki bu yaklaşık 6 dünya yılı yapmaktadır) en son gerçekleşmiş olanın bundan 2 Mars yılı evvel meydana geldiğini bu yüzden de bu toz fırtınasının potansiyel bir olayın ipucu olabileceğini bildirmektedir. Eğer bu
doğru ise Callas ve Ekibi ancak birbirlerine şans dilemekten başka birşey yapamayacaklardır.

Callas'a göre : " bu durumun gerçekliği şu ki yerden güç kullanımını kesmekten başka ellerinden hiç birşey gelmeyecektir. Eğer daha da kötüye giderse ve bu şekli ile kalırsa bu Opportunity için bir yaşam savaşıolacaktır. Eğer Mars keşif araçlarını öldürmek istiyorsa bunu yapabilir."

Kaynak : Space.com , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#3006
Yıldızlarına Çarpmış Gezegenler
Resim
(Solda) Güneş benzeri bir yıldızın yapısı ve (Sağda) bir kırmızı devinki gösterilmiştir fakat ölçekli değildir. Kırmızı devlerde konvektif bölgeler genç yıldızlara göre çok daha büyüktür, güneşimizinkinin neredeyse 35 katı fazladır. Gökbilimciler gezegenlerin yıldızları tarafından yutulma olgusuna üzerinde metal çizgileri bulunabilecek bir yıldıza rastlanılabileceğini düşünmektedirler.

Yıldız üzerinde bulunan enkaz noktaları, öncama çarparak yapışmış böcekler gibi gezegenlerin yıldızlarına çarpmış olduklarını ortaya çıkartmıştır.

Sonuç : yıldız üzerindeki metal lekelerinden elde edilmiştir diyen Avrupa Güney Gözlemevinden astronom Luca Pasquini başka bir mukayese önermektedir. Bu bir parça tiramisu yada bir cappuccinoyu andırmaktadır, üstte yanlızca kakao tozu bulunmaktadır demektedir.

Bulgular, gezegen oluşumu hakkındaki gizemleri aydınlatabilecektir.

Geçen onyılda gökbilimciler, güneş sistemi dışı gezegenleri yada uzak yıldızlar etrafında yörüngedede dönen dünyaları keşfetmeye başlamalarından beridir, gökbilimciler bu gezegenlerin çoğunluğunun demir bakımından zengin yıldızların etraflarında döndüklerini farketmişlerdir. Gezegenlere sahip olan yıldızlar gezegen bulundurmaya karşıtlarına oranla metal bakımından neredeyse 2 kat daha zengin oldukları ortaya çıkmıştır.

Pekii bu yıldızlar gezegenler tarafından kirletildikleri için mi metal bakımından zengindirler? yoksa metal yüklenmiş olan yıldızların gezegenleri doğal yollarlamı türemektedirler.? Bu bir parça tavuk-yumurta problemine benzemektedir.

Eğer bu metal gezegen enkazı ise, o zaman yanlızca yıldızların dış katmanlarında bulunmaları gerekirdi. Diğer taraftan, eğer bu metal yıldızın niteliksel bir parçası ise o zaman da yıldızın çekirdeğinde bulunması gerekirdi. Ne yazıkki gökbilimcilerin görebildiği yıldızdan gelen tek ışıma yanlızca yıldızın dış katmanlarından yayılan ışınımdır ki bu da yıldızın direkt kalbine ulaşabilmek için herhangi bir yol bulunmadığı manasına gelmektedir.

Bunun dışında gökbilimciler, Güneşimizde meydana gelenden çok daha şiddetli biçimde içi dışına çıkmış yıldızlara gözatmışlardır. Bu yıldızların içlerindeki bileşenler gökbilimcilerin gözlemleyebileceği ve analiz edebileceği bizimde yüzey katmanlarına yükselmiştir.

Belirgin biçimde araştırmacılar, güneşimizin milyaryıllar sonra ulaşacağı bir evre olan kalbindeki hidrojen yakıtını tüketmiş ve dış katmanlarını genişleterek çapını çok büyüten ve bir o kadarda soğuyarak kırmızı dev haline gelmiş yıldızları gözlemlemişlerdir. Güneş benzeri yıldızlara kıyasla, bu devler çok daha büyük konvektif(burgaçlarla ısı taşıyan) bölgeleri bir başka değişle tüm gazın tamamen karıştığı bölgelere sahiptirler. Güneşin konvektif bölgesi yıldızımızın kütlesinin yaklaşık %2 si kadrını kapsar, fakat kırmızı devlerde bu oran 35 kat daha ağırdır.

14 gezegen barındıran kırmızı dev yıldızı araştırdıktan sonra Pasquini ve asistanları bu tip devlerin gezegen barındıran güneş benzeri yıldızların içerdiği kadar metal bakımından zengin olmadığını ortaya çıkarmışlardır. En basit açıklama ise metal görülen gezegen barındıran yıldızların gezegen enkazları tarafından kirletilmiş olmalarıdır.

Almanya Tautenburg dan Thuringia Eyalet Üniversitesinden araştırmacı Artie Hatzes 'e göre : "Bu enkaz belkide ufak gezegenimsiler yada bizzat gezegenlerden kaynaklanmaktadır. "

Pasquini'nin dediğine göre bu bulgular tartışmalı ve görece yeni olan "Disk kararsızlığı Teorisine" destek olacaktır. Konsept dev gezegenlerin, kalpleri görece çok hızlı büyüyen çekirdeklere dönüşen gaz ve toz yığınlarından belirdiğini tanımlamaktadır.

Bu araştırma ekibinde bulunmayan MIT gezegen bilimci Sara Seager ise bu yeni bulgular gezegen oluşumunu anlamaya çalışma bulmacası için oldukça merak uyandırabilecek bir parçadır.

Seager ; "Gezegenlerin oluşumu hakkındaki bu bulmacayı ortaya çıkarmak için gökbilimcilerin, metal zengin ve metal yoksunu bir sürü yıldızı araştırmaları gerektiğini" eklemektedir.

Kaynak : Space.com , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#3045
Güneş Sistemi Dışı Bir Gezegende Su Buharı Keşfedildi.

Spitzeri Uzay teleskobunu kullanan gökbilimciler, "Sıcak Jüpiter" olarak adlandırılan bir dev gezegende suyun izlerini buldu.

Resim

NASA'nın Spitzer Uzay teleskobundan yapılan en son gözlemler sonucunda güneş sistemimizin çok ötelerinde üzerinde su buharı tüten kavurucu bir sıcak gaz devi belirlendi.

HD 189733b olarak adlandırılan sıcaktan kavrulan gezegen 2 günde bir yıldızının etrafında yörünge turunu tamamlayabilecek kadar yakın dönmektedir. Gökbilimciler, "Sıcak Jüpiter" olarak adlandırdıkları bu gezegen sınıfının atmosferinde su buharı bulunacağını tahmin etmişlerdi. Şimdiye dek bu olgu hakkında sağlam kanıtlar ele geçirmek mümkün olmamıştı fakat şimdiye dek en ikna edici son verilere göre sıcak Jüpiterlerin "ıslak" olduğu anlaşıldı.

Institute d'Astrophysique de Paris (Paris Gökfiziği Enstitüsü) den Avrupa Uzay ajansı eş araştırmacısı Giovanna Tinetti Nature dergisinde HD 189733b üzerine yayınladığı makalesinde, " Trilyonlarca mil uzaklıktaki bir gezegen üzerinde suyun apaçık işaretlerini keşfetmek bizim için heyecan vericiydi" demektedir.

Su, bildiğimiz üzere yaşam için temel bir gereksinim olsa da Sıcak ve "Islak" Jüpiterler pek de yaratıklara ev sahipliği yapacak gibi gözükmemektedirler. Spitzerin daha evvelki ölçümlerine göre, HD 189733b ortalama 1000 derece kelvinlik ateşten kavrulan bir yüzey sıcaklığına sahiptir. Gökbilimciler, eninde sonunda spitzer deki gibi cihazları kullanarak Yer benzer karasal gezegenlerde de su bulma ümidi taşımaktadırlar.

Pasadena Caltech'den Spitzer Bilim merkezi eş başkanı Sean Carey'de keşif hakkında : " Bu gezegende suyun keşfi evrendeki diğer gezegenlerde hatta olası karasal gezegenlerde de suyun bulunabileceği ihtimalini güçlendirmektedir. Kuzenlerime ve yeğenlerime bu keşfi haber vermek için sabırsızlanıyorum" demektedir.

Yeni bulgular, güneş sistemi dışı gezegenlerin atmosferlerinin araştırılması ile ilgili yeni bir bilim alanının parçasıdır. Bu kadar uzak gezegenler direkt olarak gözlemlenemese de son birkaçyıldır dünyadan izlenilen sıcak jüpiterlerin yıldızlarının önlerinden geçmeleri sırasında gözlemlenen altveri kümelerinin sonuçlarının yorumlanması sayesinde bu gezegenlerin atmosferleri hakkındaki bilgiler oluşmaya başlamıştır.

Resim

Bu yılın başlarında ilk defa Spitzer, HD 189733b ve HD 209458b olarak adlandırılan yıldızlarının önünden geçmekte olan iki sıcak jüpiterin ışıklarını analiz edebilmiş - yada bir başka değişle gezegenlerden gelen ışığı ayrıştırabilmiştir. Spektrometre olarak adlandırılan cihazlarından bir tanesi ikincil tutulma olarak adlandırılan gezegen yıldızının arkasına saklandığı sırada gezegenleri gözlemlemiştir. Ve bu ilk defa bir güneşsistemi dışı gezegenden alınan ışığın spektrumu yada birbaşka değişle parmakizinin tespit edilmesini sağlamıştır. O zaman elde edilen bu veriler, büyük olasılıkla gezegen atmosferinin bu metodla suyun keşfini zorlaştırması sebebi ile biraz "kuru" gelmişti.

Daha sonra, HD 209458b 'nin NASA'nın Hubble Uzay teleskobu ile görünür ışıkta alınan görüntülerini analiz eden bir gökbilim ekibi gezegende suyun izlerini keşfetmiştir. Hubbledan alınan veri ise tam olarak gezegen yıldızının önünden geçtiği sırada oluşan birincil tutulma sırasında elde edilmiştir.

Şimdi, Tinetti ve ekibi HD 189733b nin birincil tutulması sırasında Spitzer ile alınan kızılötesi görüntüleri sayesinde, şimdiyedek güneşsistemi dışı bir gezegende suyun belirtisi hakkında en ciddi kanıta ulaştılar. Bu yöntem gezegen yıldız önünden kayarak geçmekteyken, yıldızın dış atmosferinden gelen ışığın filitrelenerek yıldızdan gelen kızılötesi ışınımdaki değişimleri ölçme esasına dayanmaktadır. Gökbilimciler tutulmayı Spitzerin kızılötesi dizge kamerası ile üç farklı kızılötesi dalga boyunda gözlemlediler ve her bir dalgaboyunda farklı miktarlarda ışığın gezegen tarafından absorbe edildiğini farketmişlerdir. Absorbe edilen ışığın dalga boyundaki değişiminin örüntüsü ise Su tarafından meydana getirilen örüntü ile tam olarak uyuşmakta olduğu ortaya çıkmış.

Tinetti'e göre :" Su , bu davranışı açıklayabilecek yegane moleküldür. Güneşsistemi dışı gezegenlerde bu molekülü aramanın en iyi yolu, kızıl ötesi ışıkta gerçekleşen tutulmayı izlemektir."

HD 189733b üzerindeki su bulutların yoğunlaşabilmesı için fazlaca sıcak durumdadır. yinede gezegenin spitzer tarafından ve diğer yer tabanlı ve uzay tabanlı teleskoplar ile alınan gözlemler bu gezegenin , yüksek rüzgarları ve güneşine bakan tarafında , güneşine zıt tarafına göre daha sıcak, kuru bulutlarının olabileceğini önermektedir. HD 189733b Vulpecula(tilkicik) takımyıldızı yönünden bizden 63 IY ötelerde bulunmaktadır.

Kaynak : Astronomy.magazine , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#3212
Ceviz-Biçimindeki Ayın Gizemi Çözüldü

Resim
2005 Sonlarında Cassini den alınmış Satürn'ün ayı Iapetus görüntüsü

Satürn yörüngesinde görüntüsü bir cevizi andıran garip bir uydu turatmaktadır.
Bu aralar gökbilimciler, Iapetus'un bu garip şeklini erken güneş sistemi oluşumu sırasında süper hızlı devinen uydu üzerinde yüzeyin yükselerek donmuş olmasına borçlu olduğunu keşfetmişlerdir.

2005 yılında Cassini uzay aracı Satürn'ün uydusuna yakın çekim yaptığında şimdilerde daha yavaş devinen uydunun ekvatoru boyunca uzanan bombeleşmiş kayalardan oluşan bir kemer benzeri çıkıntı görüntüledi. Gökbilimciler uydunun gençlik yılları sayılabilecek 3 milyar yıl evvelindeki dönemden beri son derece soğuk koşullarda donmuş olması yüzünden bu karakteristik biçiminin kararlı biçimde kaldığını düşünmektedirler.

Pasadena Kaliforniadaki NASA Jet itki laboratuvarından Cassini bilimcisi Kulie Castillo : " Iapetusun geçmişte çok hızlı devindiğine donduğunda(soğuktan) ise gövdesinde sürekli bir eğrinin kaldığını" bildirmektedir.

Güneş sistemimizdeki diğer uydulardan farklı olarak Iapetus(Türkçe Ayepitas olarak teleffuz edilebilir.) henüz gençlik dönemindeki şeklini muhafaza etmektedir. Gerçektende orta kısımlarında uzanan 1300 km uzunluktaki ve kimi yerlerde yüksekliği 19 km ye ulaşan dağ sıraları Ayın ceviz benzeri şeklini oluşturmaktadır.

JPL den Cassini Proje bilimcisi Dennis Matson ise : " Bu kabarıklığa sahip olduğunu görünce çok hızlı devinen bir uydu ile karşılaşmayı bekleyebilirsiniz zira daha yavaş devinseydi bu kabarıklık çok daha düzleşecekti. " demektedir. Matson'un aktardığına göre: " Yaklaşık 80 gün süren bir periyotda Iapetus'un bu devasa devinim-kaynaklı kabarıklığının nasıl oluştuğunu ve uydunun dönüşünün nasıl günümüzdeki hızına yavaşladığını gösterebilen bir bilgisayar modeli geliştirmişler. "

Online olarak yayınlanan Icarus Dergisinin Gelecek sayısında detaylandırılacak olan modelin önerdiğine göre : Iapetus köken olarak geçmişinde 16 ila 5 saatte bir devinmiş olmalı ki bu da ekvatorunda yüzeyinin bombeleşmesine sebep olmuştur.

Bilimadamları, radyoaktif elementlerin Iapetus'ın merkezini ısıtarak uydunun kabuğunun gerilip bombeleşmesine ve uydunun çabucak soğuyarak şimdiki şeklinin oluşmasını sağladığını düşünmektedirler.

Castillo 4,564 milyar yıl yaşındaki yaşlı kaya parçası için : " Iapetus'un gelişimi tam olarak zamanında durmuştur" demektedir. Uyuduyu günümüzdeki 80 gün süren dönme süresine yavaşlatabilmek için iç kısmının su buzunun erime noktasına yakın olması gerektiğini açıklamıştır.

Bu bulgular gökbilimcilere, uydu ve gezegenlerin erken güneş sistemi döneminde nasıl oluştukları hakkında daha iyi bilgiler sunacaktır.

Matson'a göre : "Bu dış güneş sistemimizde ilk defa bir uydu için devinim hikayesinin direkt kanıtı olmuştur. Bu dış gezegenlerin uydularının erken geçmişleri hakkındaki bilgilerimiz genişletecektir"

Kaynak : Space.com , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#3223
Bir Yıldız Çevresinde Eliptik Disk Keşfedildi.

Gökbilimciler, genç bir yıldızın yörüngesinde eliptik bir yörünge izlediği için yamuk gözüken bir disk keşfettiler

Resim
Toz ve yıkıntılar, HD 15115 olarak adlandırılan genç bir yıldızın yörüngesindeki eğri büğrü bir halka içinde geçit yapmaktadır. NASA'nın Hubble uzay teleskobu ile yandan izlenilen disk resimdeki yıldızın sağ üstünden sol altına dek uzanan yoğun mavi çizgidir. Diskin sağ üstte, sol altına karşı daha kalın gözükmesi çarpık şekli yüzündendir. Gökbilimciler diskin pusula benzeri görüntüsünün yıldız çevresinde hayli eliptik bir yörünge izleyen toz parçacıklarından kaynaklandığını düşünmektedirler.


Hubble Uzay teleskobu ve KECK gözlemevini kullanan gökbilimciler HD 15115 adlı genç bir yıldız etrafında çarpık bir enkaz diski görüntülediler Dünyadan bakıldığında yatay olarak izlenebildiği için diskin görüntüsü yıldıza saplanmış bir iğneyi hatırlatmaktadır.

Gökbilimciler, diskin garip dengesiz görünüşünün yıldız çevresindeki hayli eliptik bir yörüngede dolanan toz parçacıklarına bağlamaktadırlar. Bu çarpık diskin oluşmasında disk içindeki yıkıntıları süpürmekte olan gezegenlerin kütleçekim etkileri veya yakınlardaki bir yıldızın etkisi sebep olmuş olabilir.

gözlemler Californi Berkeleyden Paul Kalas, James Graham, ve Michael P. Fitzgerald tarafından yapılmışdır.
Kalas'a göre "çarpık görünümlü disk teorisyenler için yeni bir meydan okumadır."

Yıkıntı Diskleri, gezegenleri oluşturan yapıtaşları, öngezegen gövdeleri arasındaki çarpışmaların sonuvu üretilen toz parçacıklarıdır. Bu tozlu disklerin, Jüpiterin asteroid kuşağındaki uzaykayalarını etkilemesi gibi yıldız etrafındaki gezegenler tarafından biçimleri çarpıtılabilmektedir.


Bu keşif bizim güneş sistemindeki, Neptünün gerçekte Satürn ile Uranüs arasında oluştuğunu belirten güneş sistemi karmaşaları teorileri ile uyum göstermektedir. Neptün en sonunda yörüngeleri durağanlaşabilene dek Jüpiter ile Satürn'ün kütleçekimsel dansı sonucu şimdiki bulunduğu yere tekmelenmiştir. Kalas : " Eğer şuan HD 15115 etrafında bu tarz bir gezegen karmaşasının gerçekleştiğini iddia ediyor olsak bile bu diskin yüksek asimetrikliğini açıklayabilmektedir." demektedir.

Resim

Bu durum, gezegenler arasında çok güçlü kütleçekimsel etkileşimler sonucu bir veya birden fazla gezegenin yüksek eliptikliğe(ekzantriklik) sahip yörüngelere fırlatılması veya bu gezegenlerin yıldızlar arası uzaya fırlatılmasıyla sonuçlanabilecektir. Kalas'a göre ; Gezegenlerin bir kere bu vahşi gezegen karmaşası yüzünden yörüngeleri eliptik haline geldiğinde Diskin geri kalanı eliptik bir şekle girmeye zorlanır.

Kalas aynı zamanda HD 15115 'e 10 IY uzaklıkdaki geçmişte yıldız ile yaşadığı yakın geçiş yüzünden diskin şeklini bozmuş olabileceği iddia edilen HIP 12545 olarak bilinen bir yıldızın kütleçekimini de araştırmaktadır.

Tozlu diskler en azından 100 kadar bilinen yıldız çevresinde yörüngededirler fakat yıldızların parlaklığı içinde bu materyallerin gözlenmesindeki güçlükler yüzünden bir düzineden daha az kadarı şimdiye dek yakın olarak incelenebilmiştir.

HD 15115 ve HIP 12545 , Beta Pictoris hareketli gurubu içindeki 30 kadar yıldızın arasındadır. Hareketli gruplar, aynı doğum yerine ve yaşa sahip gökada da birlikte hareket ettikleri düşünülen genişlemiş açık yıldız kümeleridir.


HD 15115 etrafındaki tozlu disk 2000 yılında kızılötesi dalga boyunda gözlemlenerek ortaya çıkarılmış ve 2006 yılında HST tarafından ilk defa yansıyan ışığın görüntüsü içinde diskin ortaya çıkarılmasıyla teyit edilmiştir. 2006 ve 2007 yılları arasında ise KECK 'in adaptif optikleri kullanılarak disk daha detaylı araştırılabilmiştir.

Kalas : " Disk HST verilerinde görülmüş olmasına rağmen şekli öylesine gerçekdışıydı ki bunun gerçek olup olmadığı konusunda emin olamadık. KECK de yapılan ileriki gözlemler sayesinde bunun gerçekten bir disk olduğunu teyit ettik demektedir."

Kaynak : Astronomy.magazine , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#3266
Satürn Yörüngesinde 60 "Ay" Var

Yeni keşfedilen 1 mil genişlikteki uydu Satürn etrafında dönmesi muhtemel başka ufak gökcisimleri olduğu yönünde bir işaret olabilir.

Resim

Yukarıdaki resimde Hubble uzay teleskobu Satürn ve 4 buzlu uydusu Mimas, Enceladus, Dione, ve Tethys 'i yakalamış. 4 uydunun gölgesi gezegenin hemen yukarıdaki halkalarına düşen gölgesine eşlik etmektedir. Bu hafta gökbilimciler, Mimas ile Enceladus yarasındaki yörüngede dönen Satürn'ün 60. uydusunun keşfini ilan etmişlerdir.

NASA'nın Cassini uzay aracının yüksek çözünürlüklü görüntüleyicileri yeniden Satürn yörüngesinde dolanan ufak önceden bilinmeyen bir uydu keşfettiler ki aynı bölgede başka ufak gövdelerinde bulunduğu konusunda bir işaret olarak algılanabilir.

Şimdilik 2 km genişlikte olduğu düşünülen bu ufak dünya Satürn'ün 197000 km uzağında yörüngede dönmektedir. Uluslarası Astronomi Birliği tarafından bir isim verilene dek yeni uydu S/2007 S 4 olarak anılacaktır.

Yeni ay ilk olarak 30 mayıs 2007 deki Cassini resimlerinde farkedilmiştir. Ardı sıra gelen Cassini nin 3 yıl evvelinden çektiği resimlerinin incelendiği araştırmalar gökbilimcilere uydunun yörüngesini hesaplayabilmelerini sağladı.

S/2007 S 4 Satürn yörüngesindeki 4 km genişlikteki iki ufak uydu olan Methone ve Pallene arasındaki bir yörüngede dolanmaktadır. bu iki uydu da 2004 de çekilmiş Cassini fotoğraflarında keşfedilmiştir. Bu üç uydunun tümü Mimas ile Enceladus arasında bir yörüngede dolanmaktadır.

Dev gezegenlerin etrafını saran uydular genellikle oluştukları yerde bulunmazlar zira gezegenin gelgit etkileri yüzünden yerlerinden oynarlar. Bu kaymalar sırasında başka uydular tarafından rahatsız edildikleri rezonans bölgelerine girererken yörüngesel tedirginliğe düşerler. Methone gibi bu yeni uydu da Mimas ile bu tip bir rezonansa girmiş ve birçeşit evrime başlamıştır.

Resim
Cassini 'nin geniş açılı görüntüleyisi ile 30 mayıs da alınan bu resimde Satürn ve uyduları görülebilmektedir. Gezegenin 60. uydusu bu bölgedeki daha büyük bir uydular grubunun üyesi olabilir. Yeni uydunun konumu kırmızı kutu ile gösterilmiştir. Resimde görülen ince halka ise Satürn'ün G halkasıdır.

Londra Üniversitesinden Cassini görüntüleme ekibi üyesi professör Carl Murray : göre : "Methone ve S/2007 S 4 'ün Mimas ile dinamik olarak kilitli olması onların yörünge geçmişi hakkında bize ipuçları vermektedir. Satürn sistemindeki aylar arasında bu tip sayısız salınım mekanizmalarının örnekleri bulunmaktadır. ve büyük olasılıkla gelgitlerden kaynaklanmaktadır. Bu iki ufak uydunun durumuna bakıldığında en azından kısa bir dönem için rezonans bu uyduların Mimas'a çarpmayacaklarını garanti etmektedir."

Bu üç ufak uydunun yörüngelerinin yakın olması sebebi ile araştırmacılar bunların daha büyük bir topluluğun kalıntıları olduklarını düşünmektedirler.

Murray : "Bu üçlü gökcismi bir çarpışmanın kalıntıları olmaldırlar veya belkide uydu oluşturmayı başaramamış çok daha büyük bir madde topluluğunun şanslı temsilcileri olmalıdırlar. Her iki yoldanda bu durum bir ağile bağlantısı gibi görünmektedir. Eğer Cassini sayesinde bu uyduların yüzeyleri hakkında iyi veriler elde edebilirsek bazı gizemlerini açığa kavuşturmaya başlayabiliriz." diye eklemektedir.

Cassini görüntülemem bilimcileride zaten bu yeni uydulara yakın çekim yapmanın ve başka yoldaşlarını aramanın imkanını kollamaktadırlar.

Görüntüleme ekibi lideri ve Uzay bilimleri enstitüsündeki CICLOPS direktörü Carolyn Porco 'da keşif hakkında : " Bizler zaten önceden-planlanmış görüntüler alabileceğimiz ve bu yeni uydulara yakından bakabilmek için tekrar yönlendirebilmek için uygun olan zamanları yakın gelecek için belirlemiştik. Ve tabiiki herzaman başka uydular içinde gözlemeye devam etmekteyiz. Oralarda bunun gibi başka uydular da bulunması muhtemeldir ve bizde onları bulmayı umud ediyoruz." demektedir.

Eğer görev 2008 yazınında ötesine kadar uzatılabilirse Cassini bu yeni keşfedilmiş uydulara 2009 aralığı sonlarına doğru 11700 km kadar yaklaşacaktır. O tarihte çekilecek resimler ise bu uyduların şekilleri, kompozisyonları ve geçmişleri hakkındaki teorilere önemli katkılar sağlayacaktır

Kaynak : Astronomy.magazine , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#3319
4'lü Gün Batımı Başka Dünyalarda Mümkün Olabilir.

Resim
Bir sanatçının gözünden 4'lü güneş sistemi tasviri. Sistem halen 10 milyon yıllık yaşı ile gençtir. Sistemin ikili eşlerinden bir çiftinin bir gezegen tarafından öbeklendirildiği düşünülen bir toz diski ile örtüldüğü bilinmektedir.

Gökbilimciler oluşum halinde bir gezegene ev sahipliği yaptığı düşünülen 4'lü bir güneş sistemi çevresindeki tozlu diski görüntülediler.

NASA'nın Spitzer uzay teleskobunun kızıl ötesi gözlerininden yararlanan gökbilimciler, TW Hydrae takımyıldızındaki bizden 150 IY ötelerde bulunan HD 98800 adkı 4'lü yıldız sistemi içindeki bir çift yıldızın etrafında dönen diski görüntülediler.

Eğer bu disk içinde bir gezegen oluştuysa, gökyüzü büyük ihtimalle 4 güneşten gelen ışık ile yıkancaktır. Yıldızların bir çifti parlak biçimde gözkamaştırırken kütleçekim ile bağlı diğer çifti ise daha çok sönük ışık noktaları gibi duracaktır.

Bulgular gelecek ayın Astrophysical Journal dergisinde detaylandırılacaktır.

Çöküntü çemberleri olarak adlandırılan ve HD 98800 çevresinde de bulunan bu halkalar gezegenlerin doğumyerleri olabilir. Disklerin çoğu pürüssüz ve sürekli olmasına karşın Spitzer in HD 98800 'in diski içinde tespit ettiği boşluk tozu traş ederek içinde bir şerit oluşturan bir veya daha fazla genç öngezegenlere kanıt olabilir.

Kaliforniya Üniversitesi , Los Angeles'den NASA gökbiyolojisi enstitüsünden araştırma ekibi lideri Elise Furlan'a göre : "gezegenler kozmik süpürgeler gibidir. Merkezi yıldızları çevresinde önlerine çıkan her türlü pisliği temizlemektedirler."


4 'lü Gün batımı

Araştırmacılar çöküntü çemberi içindeki maddelerden oluşan iki kemeride incelemişlerdir. İlk kuşak çift yıldız sisteminden 1,5 ila 2 astronomi birimi uzaklıkta oturmakta ve daha çok ince toz parçalarından oluştuğu izlenimi vermektedir. Diğer kuşak ise 5,9 AB uzaklıkta dolanmakta ve daha çok asteroid ve kuyruklu yıldızlardan oluşmuşa benzemektedir. İki kuşağı içinde tomurcuklanan gezegeni dolaştığı tahmin edilen neredeyse boş gibi duran bir bant ayırmaktadır

Alternatif olarak araştırmacılar bu boşluğun birbirleri ile kütleçekimsel bir savaş yapan çift yıldız sistemi tarafından oluşmuş olabileceğini iddia etmektedirler. Bu iki yıldızın da aynı zamanda eşleri bulunmakta ve bu iki yıldızda birbirlerinden güneşimiz ile pluton arasındaki mesafeden çok daha uzak olan 50 AB uzaklık bulunmaktadır.

Furlan'a göre : " Tipik olarak gökbilimciler bu gibi çöküntü çemberleri içinde boşluklar gördüklerinde bir gezegenin bu boşluğu oyduğunu düşünürler. Yinede diski olmayan diğer yıldız çifti ilk çiftten 50 AB uzaklıkta duruyor olsa da , karmaşık zamanla değişen güçler yüzünden toz parçacıkları iç bölgelere göz etmiş olabilir bu yüzden bu noktada bir gezegenin bullunması şimdili spekülasyondan öte bir şey değildir."


Pek De seyrek Değil

Her yıldız çifti içindeki yıldızlar birbiri etrafında dönerlerken yıldız çiftlerinin de diğer eş çiftleride kendi etraflarında dönmektedirler.

Çoklu gün batımı yaşanan dünyalar pek de seyrek değildirler. Gökbilimciler çoklu yıldız sistemlerindeki yıldızların güçlü kütleçekimsel güçlerinin gezegen oluşumuna zarar verdiğini düşünüyorlardı fakat son araştırmalar yeni gezegenlerin doğum yuvaları gibi işleyen bu tozlu disklerin tek yıldız sistemlerinde olduğu kadar çoklu yıldız sistemlerinde de bulunduklarını ortaya çıkarmıştır. Şimdiden bir kaç üçlü sistem bilinmektedir.

Furlan'a göre : " Bir sürü genç yıldız çoklu sistemlerde oluşmaktayken, onların etraflarındaki çemberlerin oluşumlarının ve olası gezegenlerin oluşumlarının bizim güneş sistemimizdekine göre çok daha karmaşık ve salınımlı bir yoldan gerçekleşeceğini anlamamız gerekmektedir."


Kaynak : Space.com , Çeviri : Emre Evren
gönderen Emre Evren
#3696
Gökadalar Birbirine Girdiğinde

Birbirleri ile çarpışan 4 gökada eninde sonunda Samanyolunun 10 katı büyüklüğünde bir dev gökada oluşturacak.

Resim
Bir sanatçının gözünden , birbiri ile çarpışmakta olan 4 gökadanın dışına fırlatılmış bir yıldızın yörüngesindeki hayali bir gezende gökyüzünün nasıl gözükeceği canlandırılmış. NASA'nın Spitzer uzay teleskobu bu 5 milyar ıy uzaklıktaki 4'lü kavgacı gökadaları görüntülemiştir.

4 gökadanın birbirine girdiği bir çarpışma sonrasında şimdiye dek gözlenmiş en büyük kozmik karambol ile milyonlarca yıldız etrafa savrulmaktadır.

NASA'nın spitzer kızılötesi uzay teleskobu ile görüntülenmiş olan kavgacı gökadalar çarpışma sonrasında birleşerek gökadamız samanyolunun 10 katı büyüklüğünde bir dev doğurmaları beklenmektedir. Az bulunan bu manzara evrendeki bir çok gökadanın nasıl oluştuğu hakkında emsalsiz bir görüş sağlayacaktır.

Massachusetts Cambridge deki , Harvard-Smithsonian Gökfizi merkezinden Kenneth Rines 'e göre : " Şimdiye dek bildiğimiz birçok birleşen gökada birbiri ile çarpışan toplu(kompakt ?) arabalar gibiydi. Şu an elimizde ise birbiri ile çarpışan ve hertarafa kum saçan 4 kum dolu kamyon bulunmaktadır"


Gökalar arasında çarpışmalar yada birleşmeler evrende olağan olaylardır. Kütleçekim birbirlerine yakın bazı gökadaları dalaştırarak sonunda tek bir gökada halinde milyon yıllık bir süreçte birleştirmektedir. Tabii bu süreçte birleşen gökadalar içindeki yıldızlar ise etrafa saçılan kum taneleri gibi dağılsada yollarında hayatta kalabilmeleri için uzayda gökadalar arasında devasa boşluklar bulabilmektedirler.
Gökadamız Samanyolu da 5 milyar yıl içinde komşusu Andromeda ya katılacaktır.

Resim

Bir büyük gökada ve bir sürü ufak gökada arasında gerçekleşen birleşmeler ufak gökada birleşmeleri olarak adlandırılmakta ve çok iyi bilinmektedir. Örnek olarak en ince ayrıntısı ile takip edilen bir gökada birleşmesi , Devasa bir gökadanın diğer düzinelerce ufak gökadaları kütleçekim ağı ile tuzağa düşürdüğü, örümcekağı gökadasında gerçekleşmektedir. Gökbilimciler hafif sıkletteki birbiri ile birleşen bir sürü önemli gökada birleşmesine şahit olmuşlarsa da şimdiye dek hiç çoklu ve iricüsseli gökadaların birleştiği bir manzaraya şahit olmamışlardı.

Yeni keşfedilen dörtlü gökada birleşmesi şans eseri bizden 5 milyar ıy ötelerdeki gökada kümesi CL0958+4702 'ı araştıran Spitzer uydusu tarafından tespit edilmiştir. Kızılötesi teleskop öncelikle eliptik yada ampul şekilli dört gökadanın merkezinden çıkan fan görünümlü garip ve devasa ışıktan bir sorgucu farketmiştir. Gökadaların üçü Samanyolu büyüklüğünde iken 4. cüsü ise samanyolunun 3 katı büyüklüktedir.

Sorguç üzerindeki daha detaylı araştırmalar bunun gerçekleşmekte olan çarpışma sonucu gözden çıkarılarak uzaya savrulmuş milyarlarxa yaşlı yıldızdan meydana geldiğini ortaya çıkarmış. Sorguç üzerindeki yıldızların neredeyse yarısı tekrar gökadaya geri düşecektir.
Rines'e göre : " Bu birleşme tamamlandığında bu evrendeki en büyük gökadalardan birisi haline gelecektir."

Resim

Spitzerin gözlemleri yeni birleşen çiftlerin gaz yoksunu olduğunu ortaya çıkarmış. Teorisyenler ağır gökadaların gaz zengini ve gaz fakiri birleşenler dahil, bir çok farklı yoldan büyüdüklerini tahmin etmektedirler. Gaz zengini birleşmecilerde gökadalar yeni yıldızların doğumunu ateşleyen gaz içine boğulmuş gibi durmaktadırlar. Gaz fakiri birleşmecilerde ise hiç bir yeni yıldız oluşmamaktadır. Spitzer de dörtlü çarpışmadan arta kalan yanlızca yaşlı yıldızlar keşfetmiştir.


Rines^e göre : " Spitzerin verileri bu önemli gökada birleşmesi bildiğimiz birçok diğer örneğe zıt olarak gaz fakiri gökadalar arasında gerçekleşmektedir. Bu veriler aynı zamanda evrendeki en büyük gökadaların bu tip birleşme süreçleri sonunda oluştuğuna en ciddi delil olmaktadır."

Vahşi birleşme sonunda uzaya fırlatılan yıldızlardan bazıları gökadaların sınırlarındaki izole edilmiş bölgede bir süre yanlız yaşayacaklardır. Bu terkedilmiş yıldızların bazılarında da teorik gezegenler bulunması muhtemeldir. Eğer böyle bir şey varsa bu gezegenlerin gökyüzü bizdekinden oldukça farklı biçimde daha az yıldız ama çokça görünür gökadalar ile dolu olacaktır.


Kaynak : Astronomy.magazine , Çeviri : Emre Evren
Kullanıcı avatarı
gönderen Tahir Şaban
#3715
Merhaba Emre,
Resim
Pegasus'daki Stephans Quintet (NGC 7317, NGC 7318A, NGC 7318B, NGC 7319 ve NGC 7320 -NGC7320 çok daha önde ve aslında gruba dahil değil). En zor görsel gözlemlerimden biri. Bir kere 2500m lik bir dağdan ideal şartlar altında kafamın üzerine siyah bir örtü tutarak 5inch lik bir teleskopla 2 gökadasını görebilmiştim. 12" lik bir teleskopla daha kolay tabi ama yine de zor. Biraz kuzeyinde bulunan NGC7331 ('Deer Lick galaxy') nispeten parlak ve kolay görünen bir gökada. Küçük teleskoplarla denemeye değer, bir nevi küçük bir Andromeda gökadası. Bölgenin detaylı bir fotoğrafı şurada:

http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Stephan-Legend.jpg
gönderen Emre Evren
#3730
Merhaba Tahir Abi

Çevirilerde resim kullanma olayını galiba abartmışım heheh :lol: özür dilerim beni düzelttiğiniz iyi oldu. Evet Tahir Abininde alıntı ile gösterdiği resmin haberde bahsedilen grup ile alakası yok. ama güzel bir örnek olduğunu düşünüp(aslında fazlada düşünmeden :D ) koymuşdum resmi.

Aşağıda biraz daha az etkileyici (belki hayal kırıklığı yaratabilir) olmakla beraber çarpışan gökada topluluğunun Spitzer ve Arizona Tucson daki WIYN teleskobu ile optik ve kızılötesi dalga boyunda alınmış gerçek görüntüsü var. Altınada kendimi affettirmek adına bilgilerini de yazıyorum :roll:

Bu arada teleskop ile gözlem yaparken soluk cisimleri daha rahat görmek için örtü kullanma fikri bir tek T Trusock'un icadı zannediyordum hmm.. galiba kullanışlı bir yöntem olmalı. Ama bu kümeyi gözlerimle görebilmek için ağustos sıcağında yorgan altında bile gözlem yapmaya razı olurdum. :D

saygılar..

Resim
Gökcismi: CL 0958+4702
Sınıfı : Etkileşen Gökadalar; Gökadalar kümesi
Konum (J2000): Sağ Açıklık: 09sa58d19.4s Yükselim: +47d02dak00s
Mesafe: 5 milyar IY
Bulunduğu Takımyıldız: Büyük Ayı
Görüntü sahibi: NASA/JPL-Caltech/K. Rines (Harvard-Smithsonian CfA)
Ekipmanlar: Spitzer/IRAC, Chandra/ACIS, WIYN/OPTIC
Dalgaboyu: X-ışınları (ilk resim için , mavi), görünür (yeşil), 3.6 mikron (kırmızı)
Poz tarihi: Mayıs 2, 2006 (Spitzer)
Pozlama süresi: 1200 saniye (Spitzer)
Görüntünün kapladığı alan: 5.3 x 5.3 yay dakikası
Oryantasyon: Kuzey üste gelecek şekilde
Basım Tarihi: 2007-08-06
  • 1
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 12