Astronomi ve Uzay ile ilgili güncel haberler, keşifler.
gönderen Emre Evren
#1287
Samanyolu'nun Aç Devi
Resim
Samanyolu derinliklerinde yatan ve nezamandır ölüm orucuna girmiş devasa bir karadelik vardır. Sagittarius A* olarak bilinen bu dev 4 milyon güneş kütlesini bünyesinde barındırır.
Fakat muazzam kütleçekimine rağmen son yapılan araştırmalar devimizin yılda sadece dünya kütlesinin komik derecede az bir yüzdesi kadar madde hazmettiğini göstermiştir. Bilinmeyen bir sebepten dolayı karadelik üzerine çok az bir madde düşmekte ve bu nedenle devimiz bu aralar epey sakin durumdadır(radyasyon etkinliği oldukça düşük seviyelerde). Fakat bir canavar elbette önceden olduğu gibi şimdide arada bir birşeyler atıştırmaktan geri durmaz..
Geçen hafta Seattle da yapılan amerikan astronomi topluluğu buluşmasında Caltech'den Michael Muno ve araştırma ekibi Sagittarius A* 'nın 60 yıl önce iri bir parça madde hazmettiğini rapor ettiler. Bu olay merkezden dış katmanlara doğru yol alırken etraftaki gaz katmanlarını aydınlatan bir X-ışını atımını tetikledi. NASA nın Chandra X-ışını gözlem uydusunu kullanan Muno karadelikten birkaç düzine ışık yılı ötedeki gaz katmanlarından yansıyan X-ışınları tespit ettiler. 3 Yıllık periyotda X-ışınları bulutlar arasında ilerlerken ışımanında tipi ve yoğunluğununda değiştiği gözlemlendi ki bu tip yansımalar -light echoes- olarak adlandırılır.
Parlama sırasında sürekli yansımalar yapan X-ışınları Sagittarius A* nın X-ışını dalga boyunda parlaklığını 100 000 kat arttırdı.
Karadeliklerin üzerine yağan maddeyi ne verimlilikte X-ışınlarına dönüştürebileceğini teorik modellerden bilen ekip 2 yıllık bir süre zarfında karadeliğe düşmüş olan maddenin merkür kütlesinde olduğunu hesaplamışlar.
Bu olayın nasıl cereyan ettiği açıkça bilinmemekle beraber bir olasılık olarak merkür boyutlarında karasal bir gezegen şanssız bir biçimde karadeliğin kütleçekimsel pençesine yakalanıp, muazzam gelgitlerle liğme liğme olduktan sonra parçalarının karadeliğin cehennemine çekildiği tahmin ediliyor. Alternatif olarak karadelik etrafında dönmekte olan aynı miktarda madde yığınının stabilitesini yitirip karadeliğe yağmış olabileceği de düşünülüyor.
Yinede ne olursa olsun bu karadeliğin ilk atıştırması değil, Muno ve ekibi karadeliğin daha uzaklarındaki bulutlardan yayılan X-ışını salımlarını izleyerek karadeliğin sıksık böyle beslenme cinnetleri geçirdiğine işaret ediyorlar. ayrıca Muno " daha büyük boyutlarda bu prosesin geçmişde birçok defa tekrarlandığını düşünüyoruz" diye ekliyor.
Karadelik etrafında muazzam kütleçekimine yakalanıp evrim geçiren bulutların hareketlerini gösteren bir video için buraya tıklayın
kaynak skytonight çeviri:Emre
En son Emre Evren tarafından 04 Haz 2007, 21:34 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
#1292
Resim
Jüpiter ve uydusu Io 'yu gösteren yukarıdaki fotoğraf jüpiter uçuşuna yedi hafta kala 8 ocakta alındı. 50 milyon millik mesafeden bile uydu üzerindeki uzun-erimli keşif görüntüleyicisi(LORRI) gezegenin büyük kırmızı lekesi gibi birçok detayı göstermektedir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Gezegenler arası boşluktaki 1. yılını doldurmaya hazırlanan NASA 'nın New Horizons(yeni ufuklar) uzay aracı, Temmuz 2015 de ulaşmayı hedeflediği pluto yolunda sorunsuzca ilerlemeye devam ediyor. Şuan uydu saatte 43000 mil gibi bir süratle ilerlerken 28 şubat da Jüpiter ile buluştuktan sonra fazladan bir 9000 mil/saat hız kazanması planlanıyor. Planlanan uçuşun dev gezegenden 1.4 milyon mil uzakdan sürdürülecek olması ile Dev gezegenin manyetosferine kapılmış ölümcül, yüklü parçacıkların güçlü radyasyon dozundan güvenli bir uzaklıkta kalınması sağlanırken,uydu aynı zamanda dev gezegeni ve uydularının detaylarını inceleyebilecek kadarda yakından geçebilecek.
New Horizons 7 adet bilimsel araç taşıyor ve üzerinde bulunan 3 adet görüntüleyici sayesinde Jüpiter sistemini haziran ayı boyunca mercek altına alacak. New Horizons görevinin lideri Alan Stern 'e göre "Jüpiter yakınlaşması bize planlama araçlarını, simulasyon yeteneklerini, ve araç sensörlerini gerçek bir gezegen hedefi üzerinde test etme imkanı sağlayacaktır" diyor.
19 ocak 2006 yılında fırlatılmış olan New Horizons tam olarak yolculuğunun 13. ayında Jüpitere varabilecek ki bu daha önceden dev gezegene yolculuk etmiş olan yedi uzay aracının(Pioneer 10 ve 11, Voyager 1 ve 2, Ulysses, Galileo, ve Cassini) arasında en hızlısı olacak
1993 ve 2003 yılları arasında jüpiter yörüngesinde dolanmış olan Galileo dışındaki tüm uzay araçları jüpiterin güçlü kütle çekimini hedeflerine ulaşmak için kullanmıştır.

Kaynak : skytonight çeviri: emre
#1294
Resim
Atmosferini dış uzaya salmış olmak yerine Mars nefesini güç bela tutuyor olabilir.
Yeni bulguların önerdiğine göre; milyarlarca yıldır vuku bulan güneş rüzgarının atmosferi aşındırma süreci sonucu mars atmosferinin uçup gitmiş olması yerine gizli bir hava rezervuarının, mars'ın yüzey katmanlarının altında saklandığı/kilitli kaldığı düşünülüyor.
ESA (Avrupa uzay ajansı) 'nın Mars Express uzay aracının 2 yıllık gözlemlerini birleştirerek, araştırmacılar Mars 'dan yanlızca saniyede 20 gram kadar havanın uzaya kaçtığını saptadılar.
Bu ölçümleri 3.5 milyar yıllık bir geçmişi gözönüne alarak tahmin yürüten araştırmacılar, Bu zaman süresince, çok ufak bir kesirlik, 0.2 ila 4 milibarlık(dünya atmosferi cinsinden milibar) karbondioksitin ve birkaç santimetrelik suyun güneş rüzgarı tarafından uzaya kaybolduğunu hesapladılar.
Resim

Kayıp Sera Etkisi
Erken Marsın ıslak ve ılık geçmişi ile ilgili modele göre bir zamanlar kızıl gezegenin üzerinde suların aktığı biliniyor.
Günümüzde Mars yüzeyinde saptanan su olukları ve kanalları bir zamanlar Mars yüzeyindeki suyun bazı yerlerde yarım mil(yaklaşık 1 km) derinliğe bile sahip olan denizler oluşturduğunu kanıtlıyor.
Mars'ın bu kadar suyu sıvı olarak tutabilmesini bilim adamları Mars'ın geçmişinde yaşadığı olası güçlü bir Sera Etkisinin sonucunda sahip olmuş olabileceği daha yüksek bir atmosfer sıcaklığına bağlıyorlar. Ki bu tip bir Sera Etkisini sürekli tutabilmek için Mars atmosferinin geçmişde 1 ila 5 bar arası basınca sahip olduğunu düşünüyorlar.
Fakat Mars'ın şuan ki yüzey basıncı düşünülene göre çok küçük bir oranda yanlıza 0.008 bar kadar -Dünyadaki deniz seviyesindeki basıncın yüzde 0.7 si kadar-
Resim
Marsda bulunması gereken atmosfere ve bağlantılı olarak da suya ne olduğu günümüzdeki kızıl gezegeni kuşatan en büyük sır olarak duruyor. Daha önceki görüş, bahsedilen güneş rüzgarının milyarlarca yılda atmosferi erezyona uğrattığıydı, Fakat Science dergisinin 26 Ocak sayısında detaylı olarak incelendiği görüşe göre gerçekte olanlar hiç de öyle gözükmüyor.

Gizli Rezervuar
Atmosferin tam olarak nereye gittiği belirsiz olsada otoriteler Marsın yüzeyinin altında bir yerlerde olduğunu iddia ediyorlar.
İsveç, Kiruna uzay fiziği enstitüsünden araştırma lideri Stas Barabash "bir çok farklı alternatifin olduğunu" söylüyor, ve aradıklarının şimdiye kadar bulamadıkları, Mars'ın gizli rezervuarlarında saklı olduğunu ekliyor.
Diğer bir tartışmaya açık fikre göre ise Mars'ın atmosferi çok eski geçmişinde yaşadığı büyük felaketin sebebi olan bir asteroid veya kuyruklu yıldız çarpışmasının sonucu atmosfer uzaya savrulmuş olabilir. Barabash 'ın hesaplamalarına göre mars atmosferinin bu şekilde süpürülebilmesi için geçmişde en azından 10 kilometre çapında bir kaya ile çarpışmış olması gerekiyor.
Resim
Sonuçda Mars'ın atmosferine ne olduğunun ortaya çıkarılması tüm gezegen evriminin anlaşılabilmesi için bir anahtar olacak ve bir zamanlar orada hayatın var olup olmadığı sorusuna cevap olabilecektir diyor Barabash..
"Eğer bir zamanlar gezegendeki koşulların makul olduğunu, sıcaklığın yeteri derecede yüksek ve bir miktar suyun bulunduğunu kanıtlayabilirsek bir zamanlar gezegen üzerinde yaşam var olduğu hakkındaki tüm öneri ve iddialarımız somut gerçeklere dönüşecektir diye ekliyor.

Kaynak: space.com , çeviri : emre
#1303
Resim
Andromedanın dış kenarına yayılmış yıldız mücevherinden oluşmuş nehir çok eski geçmişde yaşanmış ve sipiral gaksiye şeklini kazandırmış galaktik çarpışmanın kalıntılarıdır.
Hawaiideki KeckII teleskobuna ait DEIMOS spectrografını kullanan astronomlar,samanyolunun en yakın galaktik komşusu olan andromeda galaksisini inceleyerek günümüzden 700 milyon yıl önce andromeda galaksisi ile birleşmiş cüce bir galaksinin kalıntıları olan yıldızlardan oluşmuş bir kuyruk belirlediler.
Resim
Bulgular önceki cüce galaksinin Andromeda ile birleşmesini konu alan bilgisayar simulasyonlarını desteklemekte ve astronomlara andromedanın toplam kütlesinin (ki oldukça zor hesaplanılabilen ve daha önce ulaşılan güvenilmez bir değerdir) uzayı dolduran ve ele geçmesi zor karanlık maddenin ışığını perdeleyebilip perdeleyemeyeceğini hesaplamaları için katkıda bulunmaktadır.

Ufak bileşenler
Resim
M31 olarak bilinen Andromeda dünyadan 2.5 milyon kilometre uzakta bulunan diğer spiral galaksiler gibi gaz ve yıldızlardan oluşan yassı bir disktir, merkezinde yıldızların oldukça yoğunlaştığı ve parlak bir topak dışarıya doğru büyük uzaklıklara yayılmış yıldızlardan oluşan bir eteği bulunur.
fakat kütlesine dayanarak gözlemlenen madde yanlızca bir (tüy hafifliğinde)aldatmacadır. Spiral galaksilerde kütleyi oluşturan esas kısım karanlık madde ve sadece kütleçekimsel etkilerle tespit edilebilen egzotik bir varlığa dayanır. Bilim adamları karanlık maddenin evrendeki toplam maddenin beşte altısı olduğunu tahmin ediyorlar.

Resim
Bu ayın başında Seattle 'da gerçekleşen Amerikan Astronomi Topluluğu buluşmasında Andromeda hakkındaki bulgularını sunan California Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Karoline Gilberth Büyük galaksilerin daha ufak cüce galaksilerin adım adım birleşmeleri sonucu oluştuğunu ve bu sürecinde cüceleri yok ettiğine, inanıldığını belirtti.

Gelgitlerin enkazı
Gibert'in açıkladığı büyük galaksilerin ortaya çıkardığı güçlü kütleçekimsel etkiler ufak galaksileri parçalara ayırarak yıldızlardan oluşan başıboş kuyruklar oluşturur ki bu kuyruk astronomlar tarafından gelgit enkazıolarak adlandırılır.
"Günümüz galaksilerinde görülen gelgit enkazının miktarının hesaplanması galaksi oluşumunda birleşmelerin oynadığı rolü ortaya çıkaracaktır" diyor Gilbert.
Resim
"Büyük güney akıntısı" olarak adlandırılan galaksinin güneyindeki yıldız nehiri ile "kuzeydoğu şelfi" olarak adlandırılan Andromeda diskinin sönük dış kısımlarını da içeren galaksideki bir sürü parıltılı alan çok önce gerçekleşmiş galaktik birleşmelerin sonucudur.
Ki ortaya çıkarılan gelgit enkazıda tam olarak bilgisayar benzetimlerinde gözlenen özelliklere uymaktadır diyor Gilbert. Ve yeni bulunan bu yıldız kuyruğu ve büyük güney akıntısı ile simülasyonlarda gözlemlenen yıldız oluşumları aynı galaksi kaynağını işaret etmektedir.
Massachusetts üniversitesi Amherst 'den bilgisayar modelini oluşturmuş olan Mark Fardal Andromeda Galaksisi etrafındaki kütleçekim kuvvetini ölçebilmek için astronomların gelgit enkazındaki "birlikte hareket eden" yıldızları kullanabileceğini söylüyor.
Resim
Giberth'in yeni gelgit enkazı özellikleri ile ilgili keşfi, diğer benzer gelgit enkazları için yapılmış hız ölçümlerini birleştirerek andromedanın sahip olduğu karanlık madde miktarı ve dağılımını hesaplamaya çalışan önemli gözlemleri destekleyebileceği belirtiliyor.

Kaynak space.com çeviri: emre
#1320
Resim
Neptün yörüngesinde ilerlerken gezegene belkide tüm asteroid-kuşağından daha çok sayıda binlerce asteroid tarzı cisim eşlik eder. Şimdiye kadar Truvalılar(binlerce küçük boyutlu-1 metre ile 250km arası-asteroid takımı) olarak bilinen bu esrarengiz cisimlerden 5 tanesi Neptünün Lagrange bölgelerinde keşfedildi.
Resim
Jüpiterde Truva takımları gibi kütleçekimsel mezarlığında 2000 den fazla kaya enkazını dev gezegenin 60 derece alt ve üst yörüngesinde barındırır.
Neptün yörüngesinde bulunan ilk Truvalı gezegenin 5 milyar kilometre uzağındaki Lagrange bölgesine konuşlanmış NASA 'ya ait Deep ecliptic Survey(Derin ekliptik Haritalayıcı) tarafından 2001 yılında keşfedilmiştir.
Bundan başka 60 ila 140 kilometre çaplarındaki soluk kırmızı gölgeli 3 neptün truvalısı Washington Carnegie enstitüsünden Scott Sheppard ve şilideki 6.5 metrelik Macellan teleskobunu kullanan Chadwick Trujillo tarafından açıklanmıştır.
Küçük boyutlarına ve parlaklıklarına karşın Neptün truvalıları yıldız fonuna göre yaptıkları hareketleri ile kolaylıkla saptanmaktadırlar. sheppard ve Trujillo tarafından En son saptanan truvalılar güneş sistemi düzlemine göre 25 derecelik garip bir eğikliğe sahiptirler.
Sheppard, "Neptün truvalılarını ararken gözlemlediğimiz uzay gezegen ekliptiğinin(tutulum çemberi) 1.5 derecelil alt ve üstü iken yüksek eğikliğe sahip objeler yörüngeleri süresince zamanlarının büyük kısmını ekliptiğin dışında geçireceklerdir". diyor, "gözlemlerimiz ile yüksek eğikliğe sahip bir Truvalının keşfi bu tip objelerin nüfuslarının daha çok olduğunu önerecektir, ki yüksek eğikliğe sahip Truvalıların eğikliği az olan truvalılara oranla 4 kat fazla olduğu görülüyor" diye ekliyor.
Eğer durum böyleyse bu Neptün yörüngesindeki Truvalı takımının miktarı Dev gezegen Jüpiterin yörüngesinde bulunanlardan 20 kat fazla olabilir ve Neptünün ev sahipliği yaptığı truvalı sayısının enflasyonu bu cisimlerin gezegenin oluşumundan hemen sonraki zamanlarda gezegenin maiyetine (yörüngesine) girmiş olduklarını açığa çıkarmaktadır.
Resim
"Şuanki konumuna göre Neptünün uzun periyodlu dönemlerde yörüngesine Truvalı yakalayamadığı biliniyor." diyor Sehppard fakat gezegenin oluşum dönemlerindeki zamanlarda diğer gezegenlerle geçirdiği kütleçekimsel etkileşimler sebebi ile yörünge egzantrikliği(dış merkezlilik) oldukça fazlaydı. Kuiper kuşağı nesneleri, kuruklu yıldızlar gibi etrafta oluşmuş çok sayıdaki ufak nesne ile Neptünün kütleçekimsel etkileşmesi sonucu bu cisimler yavaşça daireselleşen yörüngelerle gezegenin yörüngesine yerleşmişdir diye ekliyor.
Bu proses eğikliğe aldırmadan Neptün Lagrange noktalarında bir çok farklı nesnenin tutsak düşmesine sebep olmuş olabilir.Bu farklılıklar heyecan verici biçimde 2014 yılında Pluto rotasında ilerleyen NewHorizons uzay aracının Truvalılardan bir tanesine yakın geçişini sağlayabilir.
Eğer Neptün Truvalılarından bir tanesi uzay aracı tarafından görüntülenebilirse bu programın en anlamlı olaylarından biri olabilir diyor Sheppard.
Neptün Truvalıları sönük olması sebebi ile dünyadan gözlemlenmesi son derce zordur ve kompozisyonları,yüzey özellikleri hakkında çok az şey bilinmektedir ki güneş sisteminde günümüzde benzeri bulunmayan kararlı bir rezervuar olması nedeni ile çok ender nesnelerdir.
Resim
Lakin günümüzde Neptün uçuşu olasılığı, NewHorizon'un gezegenin 60 derece gerisindeki şimdiye kadar hiç truvalı saptanamamış L5 lagrange bölgesinden geçicek olması sebi ile düşük gözüküyor.
Sheppard L5 lagrange bölgesinde Neptün Truvalısı bulmaya çalışıyoruz fakat arka plandaki yıldız fonu karmaşası yüzünden uzun yıllar boyunca zor bir iş olacak diyor.
Resim
Yörüngesi dışına çıkacak manevralardan kaçınmak zorunda olan NewHorizons uzay aracınının kısıtları bir Neptün Truvalısına uygun mesafede gerçekleşebilecek bir karşılaşmayı oldukça zora sokmaktadır.

Kaynak space.com çeviri: emre
gönderen Emre Evren
#1361
Resim
Kepler Zamanı
Uzak güneşlerin yörüngelerinde dolanan dünya benzeri gezegenlerin sayısı, NASA 'nın Kepler uzay aracını fırlatmasıyla patlama yapacak gibi.
Uzay aracı 100 000 yıldızdan oluşan gözlem grubundaki yıldızların yörüngelerindeki gezegenlerin, yıldızların önünden geçerken meydana getireceği periyodik tutulmaları izleyerek,dolaylı olarak yeni gezegenler belirleyecek.
Kepler 'in yerbenzer kayasal gezegen araştırması oldukça zor olan bir sorunun da cevabı olacak gibi..
Yerbenzer karasal gezegenler yaygınmıdır? ve büyüklükleri yıldızlarına uzaklıkları nedir?
Daha da ötesi yıldızların yörüngesindeki Yaşama elverişlibölgelerde(yıldıza uygun uzaklıktaki sıvı suyun ve yaşamın ortaya çıkabileceği uygun uzaklıktaki bölge) ne sıklıkta gezegen tespit edibileceğidir.
Resim
Dünya Takipli Yörünge
NASA Kepler ismini 2001 yılında keşif sınıfı görev için belirlemişti. Fakat NASA Ames araştırma merkezi, Moffett Field, California dan baş müfettiş William Borucki 1992 den beri kısaca FRESIP olan(dünya boyutlu iç gezegen sıklığı) gösterişsiz bir adlandırmayı reddederek Kepler ismini inatla savundu
Yinede görev 1571-1630 yıllarında yaşamış ve gök mekaniğinin kurucusu sayılan Johannes Kepler 'in adıyla onurlandırılmıştır.
500 miyon dolara mal olacak Kepler görevinin fırlatma tarihi 2008 kasım ayı olarak belirlendi, Delta 2 roketleri ile dünyayı takip eden helyosentrik(günmerkezli Güneş merkezine bağlı olan) yörüngeye taşınacak.
Uzayaracının görev süresi 4 yıl olarak belirlenmesine rağmen Borucki 2 yıl daha ekstra bir yaşam süresi daha tanıyor ki bu ekstra iki yıl dünya boyutlarından daha küçük ve mars yörüngesi gibi 2 yıl periyotlu gezegenlerin bile keşfine imkan sağlayacak gibi gözüküyor.
Resim
Sihirli Anlar.
Asıl olarak Kepler biraz ışık metre biraz da dijital kamera sayılabilir. Dijital kameralarda kullanılanlara benzer özel amaçlı CCD ler gezegen avını kolaylaştıran fotometrik ihtiyaçları karşılamaktadır.
Keper 'in fotometresi ise 42 CCD 'den oluşan ve yekpare bilimsel araç gibi çalışan bir dizgedir. kepler 1.4 metrelik ana aynaya sahip 95 cm lil açıklığa sahip schmidth fotometre ile donatılmıştır. 95 milyon pikselden fazla bir odak düzlemi görüntüleyicisi ile her 15 dakikada bir yıldızın parlaklığını izleyecektir.
Hassa fotometreleri ile yıldızının önünden geçmekte olan bir gezegenin yaratacağı ufak tutulmaların bile parlaklık değişimleri saptanabilecek. aynı periyoda, parlaklık değişimine ve tutulum süresine sahip 3 benzer geçişden sonra bilimadamları güneşsistemi dışı yeni bir gezegenin saptandığını ilan edecekleri sihirli an gerçekleşecektir.
Kepler sürekli olarak 100 000 yıldızın parlaklık değişimlerini gösterecek ve herhangi bir gezegen yıldızı önünden geçtiği anda meydana gelecek parlaklık düşüşü ile gezegenin yörünge karakteristiği ve büyüklüğü saptanacaktır
Resim
Değerli Keşif
Borucki Keplerin yaşama elverişli bölgelerde çok sayıda gezegeni tespit edeceğini bildiriyor "fakat aksi halde elde kalacak "0" sonuç galaksideki yaşamsal bölgedelerde bulunan dünyaların çok nadir olduğu ortaya çıkacak.
Daha da ötesi sorduğumuz insanlığın evrendeki yeri nedir? nadirmiyiz? sorusuna verilecek cevabın ilk adımı olacaktır", diyor.
Tabiki Kepler az sayıda gezegen bulsa bile bize dünyanın oluşumu ile ilgili çok özel bilgiler sağlayacaktır.
Borucki " Eğer hiç gezegen bulamazsak o zaman Uzay Yolu da olmayacaktır zira, ortada gidilecek bir yer olmayacaktır, " diye ekliyor.
Kepler Görevi gelecekteki çok önemli yerbenzer gezegen avı yapacak olan TPF(karasal gezegen bulucu) ve SIM(uzay interferometre görevi) gibi projelere pahabiçilmez bir önayak, öncü gözlem aracı olacak.
Resim
Gölgede Gözlem
Colarado Üniversitesi Astrofizik ve astronomi merkezi direktörü Webster Cash dünyadışı gezegenleri direk gözlemleyebilmek için yeni bir gelişmeyi bildiriyor.
New Worlds Observer olarak adlandırdığı ve NASA ileri konseptler enstitüsü tarafından desteklenen projesi TPF takımının uğraştığı problemi çözmek için daha iyi bir yol öneriyor.
Önerisine göre uzaydaki iki uzay aracı, bir tanesi çiçek(taç yaprakları) benzeri itki sistemli bir yıldız perdeleyici ve uzaklarda gözlem yapacak konvansiyonel kaliteli bir teleskop.
Anahtar olay yıldız perdeleyici büyük miktarda ışığın teleskopa dolmasını önleyerek tam olarak istenen ışığı, gezegenleri doğrudan gözlemlenmesine imkan tanıyacak.

Muazzam büyüklükteki yıldız kalkanı bir uçtan bir uca 30 metrelik genişliğiyle yıldızın ışığını bloke ederken eğer şans yağver giderse minik ve soluk gezegenlerden müteşekkil bir küme görebilecek ve parazit olmdan gezegenlerden direk sinyal alınabilecektir.
4 metre açıklığa sahip olacacak TPF ye ekstra 500 milyon dolarlık bir yük getirecek olması yanısıra biraz karamsar olarak düşündüğü sistemin ortalama 5 uzay aracı gerektireceğini fakat "gezegen yüzeylerinin gerçek resimlerini" çekmek için en uygun hedef olduğunu savunuyor.
Resim
İmkansızın Peşinden Gitmek
Hiç kuşku yokki teknoloji, buluşlar, yer ve uzay tabanlı gözlem sistemleri için yapılan teorik işler uzaklardaki dünyaların sürpriz keşfini müjdeliyor.
şuan keşfi listelenen 200 civarındaki dev gaz devlerinin sayıları artarken keşfedilen gezegenlerin boyutlarıda gelecekte küçülecek.

Kaynak Space.com Çeviri Emre
En son Emre Evren tarafından 10 Şub 2007, 15:04 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
#1366
Resim
Satürnün ay'ı Enceladus üzerindeki gayzerlerden uzaya püskürtülen buzlu paçacıklar, yörüngedeki diğer kardeşleri olan uyduların üzerine yansıtıcı buz ve toz yağdırarak onları alışılmadık dercede parlak hale getiryor.
Satürn yörüngesindeki birçok uydunun yüzey parlaklığını "Albedo" 'sunu ölçen araştırmacılar Mimas, Tethys, Dione ve Rhea aylarının geçmiş ölçümlerin aksine alışılmadık biçimde parlak olduğunu belirlediler.
4 ayın hepsininde jeolojik olarak ölü yüzeylere sahip olması karşısında yüzeylerindeki alışılmadık parlaklık, bilimadamları için sürpriz sayılıyor.
çünki güneş sistemindeki yüksek albedoya(parlaklık) sahip diğer aylar'ın tümünde yüzeylerine yansıtıcılığı yüksek buz parçacıkları yağdıran aktif su ve buz gayzerleri bulunur.
Satürn'ün bahsedilen 4 ay'ının ortak bir özelliği ise tümününde mikroskobik buz ve tozdan müteşekkil Satürn'ün soluk E-halkasından daha içeride olmasıdır.
Bu halka okadar soluktur ki 30 yıl öncesine kadar keşfedilememiştir, bir özelliğide Enceladus çevresinde herzaman daha parlak olmasıdır.
Ve gözlemler Enceladus'un bir şekilde bu halkadaki parçacıkları beslediğini ima etmekteydi.
ResimResim
Kozmik Grafiti
NASA 'nın Cassini uzay aracı, Enceladus'un güney kutbunda aktif gayzer ve volkanların keşfetmesiyle bu fikir daha da cesaretlendirilmiştir. Bilim adamları artık bu buhar kazanlarından püsküren bazı parçacıkların uydunun kütleçekiminden kaçmayı başararak uzayda sürüklendiğine ve Satürn'ün kütleçekimi tarafındanda E-halkasına bağlandığını düşünüyorlar.
Virginia üniversitesinden Anne Verbiscer "Bu halkanın orada bulunmasının sebebi Enceladus'daki aktivitedir" diyor.
Science dergisinin 9 şubatdaki makalesinde geçen bir teoriye göre Satürn'ün E-halkasından kaynaklanan-Enceladus menşeili-parçacık seli bahsedilen Uydulara saatte 36 000 km lik bir hızla yağarak, uyduların yüzeyine gömülmekte ve onlara buzlu ve yansıtıcılığı yüksek parlak bir yüzey kazandırmaktadır.
Resim
Verbiscer, " Enceladus'un da kendi serpintisinden yüzeyinin diğer uydulara nazaran daha azda olsa pay aldığını, "kumlandığını" " söylüyor.
Enceladus 'dan püsküren kuş tüyü kadar,yanlızca yüzde 1 kadar maddenin E-halkasına kadar ulaşabildiği, geri kalanının ise Enceladus yüzeyine yağmur ve kar olarak geri döndüğü belirlenmiş.
Verbiscer 'a göre diğer uydular yanlızca enceladus tarafından kumlanıyor fakat yüzeyleri kaplanmamasına rağmen Enceladus (hem parçacık seli tarafından bombalanıyor hemde yağmur ve kar olarak yıkanıyor) sadece kumlanmıyor aynı zamanda da yüzeyi kaplanmaktadır" diyor.
Resim
Nadir Diziliş
13 Ocak 2005 de gerçekleşen(bir dahaki diziliş 2049 da) çok nadir bir gök olayı ile güneş, dünya ve satürnün ayları bir hizaya dizilirken tüm güneş diskini uydular üzerinde gölgeledi ve ekip yeni/nadir bir gözlem şansı yakaladı.
Bu cennet gibi diziliş/şans astronomlara başka zaman gerçekleşmesi imkansız bir şekilde Satürn'ün 11 ayından 7 sini 12 saat boyunca albedo değişimlerini izleyebilme şansı tanıdı.
Verbiscer, Cassini uzay aracının halen Satürn yörüngesinde bulunması sayesinde yapacağı manevralarla benzer bir dizilişi yapay olarak gerçekleştirebileceğini ve ulaştıkları ölçümleri 4 uydudada kanıtlayabileceğini belirtiyor.
Fakat Cassini görevini planlayanlar için görev listesinde birincil önemi arz etmediği için bu tür bir test hiç olamayacaktır diyor.

Kaynak Space.com Çeviri: Emre
gönderen Emre Evren
#1370
Resim
Çarpışmakta Olan Kuyruklu Yıldızlardan Ölü Yıldıza Kefen
Uzaklarda ölmüş bir yıldızın yörüngesinde çarpış olan kuyruklu yıldız kalıntıları, yıldıza kefen örmekteyken, astronomlarada benzer güneş sistemi objelerininde ölmüş olan yıldızlarından daha uzun süre hayatta kalmayı başabildiğini kanıtlıyor.
NASA'nın Spitzer Uzay teleskop 'unu kullanan astronomlar, Kova takım yıldızı yönünde bizden 700 IY uzaklardaki ünlü Helix Bulutsusu 'nun merkezine oturmuş beyaz cücenin etrafındaki gaz ve toz bulutlarını görüntülediler.
Arizona Üniversitesinden gözlem ekibi üyesi Kate Su, "Bu yıldızın çevresinde bu kadar fazla toz görmek bizi şaşırttı" , "Tozun kaynağı ancak yıldızının ölümünden sağ kurtulabilmiş bir kuyruklu yıldızdan gelmelidir" diyor.
Beyaz Cüceler hayatlarının sonuna gelmiş güneş kütleli yıldızlarının dış katmanlarını uzaya saçması sonucu merkezde arta kalan kalıntılardır.
Halen oldukça sıcak olan -yıldız çekirdeği olan- beyaz cüceden yayılan radyasyon uzaya saçılan maddeleri ısıtarak canlı renkler saçmasını sağlar.
Ve sonuçta göklerde etrafa şeytani bakışlar saçan devasa renkli bir göze benzeyen yapı-gezegenimsi bulutsu-ortaya çıkar.
Resim
Tozlu Sürpriz
Astronomlar uzun süredir Helix in kalbindeki cüceyi incelemekteydi, lakin şimdiye kadar herhangi bir toz bulunamamıştı. Fakat Spitzerin kızıl ötesi gözlerini kullanan Su ve Ekibi, ölü yıldızın 35 ila 150 astronomi birimi (bir AB 149 milyon km) uzağında tozdan yuvarlak bir disk belirlediler.
Ölen Yıldızın tüm dış katmanlarını uzaya savururken sistemdeki tüm tozuda dış uzaya süpürdüğünü düşünen astronomlar içinse tozun keşfi tam bir sürpriz oldu.
Bu yüzden astronomlar bu diskin sistemdeki hayatta kalmış kuyruklu yıldızların çarpışmalarının kalıntıları olduğunu düşünüyor , ki zaten DEEP IMPACT gibi mevcut gözlemlerden kuyruklu yıldızların kütleçekimle bağlı buz toz ve kayalardan oluşmuş devasa toplar olduğu yakinen biliniyordu.
Resim
Bizimki Gibi Bir Yıldız
Helix Nebulası 'nın kalbindeki cüce bir zamanlar şuan güneşimizin olduğu gibi kuruklu yıldızlar, asteroidler ve hatta belkide dünyalar içeren bir yıldızdı.
Yıldız ölmeden önce iç gezegenleri yutacak kadar (dünyamızıda benzer bir son bekliyor) devasa genişliğe sahip bir kızmızı dev evresine girmişti.
Yörüngesi daha uzak olan dünyalar asteroidler ve kuyruklu yıldızlar bu sondan kurtulabildiyseler bile bir kere hassas olan yörüngeleri faiadan payını alarak birbirleriyle çarpışmalara sürüklendikleri bir kaosa sürüklendiler.
Ölümünün bir sonucu olarak sancılı bir şekilde, yıldızın şişmiş olan dış katmanları uzaya dağılırken sonuçda görece daha soğuk olan yıldızın merkezi-Beyaz Cüce- ortaya çıktı. Bu arada kaos içinde sistemin dış bölgelerindeki kuyruklu yıldız çarpışmalarıda devam etti.
Resim
Bir Sır Çözüldü
Bulgular gezegenlerin, kuyruklu yıldızların ve asteroidlerin yıldızlarının ölümünden sağ! kurtulabileceklerini gösteren bulunmaz bir kanıttı.
Geçen senenin ocak ayında Spitzer 'i kullanan astronomlar yine uzaklarda G 29-38 olarak adlandırılan bir beyaz cücenin çevresinde de benzer bir kalıntı diski bulmuşlardı, ama daha ince ve yıldıza çok daha yakın.
Bulgular Helix Nebulasının beyaz cücesini saran sırrı ortaya çıkarabilir.
Önceki gözlemler ölü yıldızın, soğumakta olan bir beyaz cücede gözlemlenmeyecek yüksek enerjili X-ışınları yaydığını ortaya çıkardı.
Eğer kuyruklu yıldızlar ve diğer objeler beyaz cücenin etrafında telaşla çarpışıyorlarsa, yeni gözlemlerin önerdiği gibi bazılarıda ölü yıldıza düşebilir ve şiddetli X-ışını yayımını tetikleyebilir.
Illinois üniversitesi Urbana-Champaign den You-Hua Chu, "yüksek enerjili X-ışınlarının çözülmemiş bir sır olduğunu, fakat şuan kızılötesinde belkide bir cevap bulduklarını" ekliyor

Kaynak: Space.com, Çeviri: Emre
En son Emre Evren tarafından 19 Mar 2007, 21:45 tarihinde düzenlendi, toplamda 3 kere düzenlendi.
#1378
Resim
Balta Girmemiş Bir Diyar : Güneş'in Güney Kutubuna Bir Bakış


Geçtiğimiz hafta Günşin neredyse tam güney kutubu üzerine ulaşan bir uzay aracı bilim adamlarına bu yabani bölgeye bir göz atabilmelerini sağladı.
6 Ocak 1990 da amerikan NASA ve Avrupalı ESA ortaklığı ile fırlatılmış olan ULYSSES uzay aracı bu bölgeye yanlızca iki uçuş gerçekleştirmişti.
Ulysses programı bilimcisi NASA genelmerkezinden Arik Posner, "Güneşin güney kutbu balta girmemiş bir diyar gibi, bu bölgeyi ancak dünyadaki gözlem evlerinden vede yıldızımızın ekvatorunda yükseklerdeki yörüngelerde oturmuş uzay araçlarının sağladı zayıf görüntülerle inceleyebiliyoruz", diyor.
Bir uzay aracının güneşin güney kutbundan geçmesi ortalama 4 ayı bulurken geçen salı günü Ulysses uzay aracı için bu bölgeden geçtiği gün oldu.
Şimdiye kadar yüksek enlemlerden yeteri kadar geçiş yapılamadığı için bu bölgedeki Güneşin sırlarını, detaylarını ortaya çıkarabilecek kadar fırsat bulunamamıştı, Posner, "bu tür görevlerden edinebildiğimiz kadar bilgiyi çıkarmaya çalışıyoruz" diyor.
15 yıldan uzun bir süredir Ulysses, Dünyayı daha iyi tanıyabilmek adına güneşin tabiatını araştırmak için bilgi toplamaktaydı.
Posner "Hem dünyanın hemde Güneşimizin manyetik kutupları devinim/hareket halindedir, ve arasıra kuzey ve güney kutupları tam tur gerçekleştiriler" diyor.
Resim
Güneşte bu kutupsal(manyetik kutup) çevrimin süresigüneş leklerinden izlenebildiği gibi 11 yıl sürerken, dünyada ise bir kutupsal çevrim 300 000 yıl sürer. fakat kimse bu çevrimlerin sorumlusunu bilmiyor.
Posner "Güneşimizin kutupsal manyetik alanlarını incelemek, bize kendi gezegenimizin manyetik alanını anlamamızda, ipuçları sağlayacaktır. " diyor.
Resim
Ulysses güneşimizin kutuplarındaki coronal delikler olarak bilinen lekeleri araştırmaktadır ki bu bölgeler Güneşimizin manyetik alanının, boşalarak güneş rüzgarlarının püskürmesine ve galaksi kaynaklı kozmik ışınların iç kısımlara nüfuz etmesine izin vermektedir.
Posner, " güneşin kutuplarına uçuş gerçekleştirmenin suratınıza saatte milyonlarca kilometrelik hızlarda seyreden cehennemi sıcaklığa sahip proton ve elektron selinden oluşan bir şamar yemekle eşdeğer" bildiriyor.
Enson 2000-2001 yılları arasına denk gelen Ulysses 'in son kutup uçuşunun ardından bilim adamları uzay aracından gelen verileri yeni inceleyebiliyorlar.
Resim
Posner, " İlginç olanı ise önceki uçuşa denk gelen güneş minimumunda, güney ve kuzey kutuplarında bir takım asimetriler izlenmişti, şimdi yeni gelen verilere bakarak hala bu asimetrinin aynen kaldığını mı yoksa değiştiğinimi öğrenmek üzereyiz bu da tam olarak beklediğimiz şeydir" diyor.
Ulysses 'in bir dahaki ve belkide son olarak gerçekleştireceği kuzey kutup uçuşu 2008 baharına denk gelecek, ve ardından enerjisini tüketecek olan uzayaracı uzayın kozmik çöplüğüne terkedilecek.
Ve bu aşamadan sonra uzay aracının , 6 yıl sürecek diğer kuzey kutup uçuşunu gerçekleştirmek üzere görevde kalıp kalamayacağını, yani kaderini tartışacağız, fakat gerçekleşmesi pekde mümkün gözükmüyor diyor.

Kaynak : Space.com Çeviri : Emre
gönderen Emre Evren
#1396
Resim
Devinim Hızı İle Rekor Kıran Yıldız

Kendi çevresindeki bir turunu saniyede 1000 defa tamamlayan, yeni bulunan bir yıldız bilinen en hızlı devinen yıldızları geride bıraktı..

Nötron yıldızları sadece karadelikler ile karşılaştırılabilecek yoğunluklara kadar çökebilen, yakıtını tüketmiş yıldızların cesetleridir. Güneş kütlesine eşdeğer maddeyi yanlızca şehir boyutlarındaki bir küreye sıkıştırabilir.
sonuçda indirgene indirgene ortaya çıkan şey, bir çay kaşığını dolduracak kadar miktarı, dünyada milyonlarca ton çekecek olan tamamen nötronlardan oluşmuş sıkışık bir yığındır.
Resim
Nötron yıldızlarına muazzam hızlarını kazandıran süreç ise aynen dönmekte olan bir patencinin kollarını vücuduna toplarken hızlandığı gibi, çapı daha geniş olan yıldızın çökerken tüm momentumunu daha tıknaz nötron yıldızına aktararak dönüşünü hızlandırmasıdır.
Resim
Ufak boyutlu ama muazzam nötron yıldızının eşinden soyarak çaldığı madde nötron yıldızına burgaçlar halinde yağarken her saniye eklenen madde katmanı, bir termonükleer patlama yaratır ve X-ışını salımı tetikler.
Avrupa Uzay Ajansı ESA 'nın Integral gözlem uydusunu kullanan araştırmacılar, bu x-ışınımını izleyerek XTE J1739-285 olarak kataloglanan nötron yıldızının devinim hızını ölçtüler.
Ortaya çıkarılan sonuç saniyede 1122 tur olarak hesaplandı ki daha önce bilinen, saniyede 760 tur atan yıldızdan oldukça fazlaydı.
ESA 'da görevli bilim adamı Erik Kuulkers 'e göre "bu tam bir sürpriz" dir.
fakat bu yeni hız rekorunu kanıtlamak için daha fazla gözlem gerekiyor.
Erik Kuulkers, "Bulgularımız gerçek olduğuna inandığımızın da ötesindedir, açıkçası daha fazla gözleme ihtiyacımız var ve aynı sinyali yeniden yakalarsak, herkez buna inanacaktır" diyor.
Resim
Bir yıldız için üst devinim hızı limiti bellidir. yıldız Ne kadar hızlı dönerlerse dönsün bir noktadan sonra dağılacaktır. Fakat astronomların gerçekte iç yapısını tam olarak bilemedikleri nötron yıldızları için birşeyler söylemeleri kolay değil.
Kuulkers , " eğer bu devinim hızlarına yakın hızlarda dönen daha fazla yıldız saptayabilirsek o zaman belki iç yapıları hakkında birşeyler çıkarabiliriz" diyor.
Geçen sene astronomlar kendi çevresinde saniyede 950 tur atan bir karadelik yakaladılar. güneşle karşılaştırabilmek adına güneşin kendi çevresinde tam bir turunu ekvatorunda 36 günde tamamladığını söylemek yeterli olur.

Space.com , çeviri : emre
#1397
Resim
Süpersonik Kozmik Rüzgarların Çarpıştığı Ender Bir Sahne
Samanyolu 'nun ötesinde iki titan yıldızın güçlü rüzgarlarıyla birbirlerine savaş açtıkları bir sahne gözlemlendi.
HD 5980 olarak adlandırılan ikili sistem herbiri güneşin 30 ve 50 katı kütleye ve güneşten milyonlarca kat fazla ışıma gücüne sahip yıldızlar içermektedir.
Her iki yıldızdan da böylesine göz kamaştırıcı derecede yayılan ışınımın yarattığı foton basıncı yıldızlardan salınan gazı sesüstü hızlara ulaştıran kozmik bir rüzgar meydana getirir.
Liège Üniversitesinden, bahsi geçen ikili sistemi araştıran bilimadamı Yaël Nazé, "bu yıldız rüzgarları her sene dünya kütlesindeki maddeyi güneş rüzgarından 5 kat hızlı biçimde uzaya savurmaktadır" diyor.
İkilinin oldukça yakın, dünya güneş mesafesinin yaklaşık yarısı, 90 milyon kilometre uzaklıkta birbiri etrafında dolandıkları biliniyor.
Nazé 'ye göre bu yıldızlar birbirleine o kadar yakınlarki, güneş sistemi merkezinde oturuyor olsalardı venüs yörüngesi kadar bir alana sığabilir.
Resim
Bu kadar yakın mesafelerde yıldızlardan yayılan rüzgar birbirlerine muazzam bir hızda çarpıyor ve gazı milyonlarca derece sıcaklıklara kadar ısıtarak sonuçta astronomlara bir X-ışını şovu sergiliyor.
NASA Goddard Uzay merkezinden gözlem ekibi üyesi Michael Corcoran, "sistemin yanlızca X-ışını dalgaboyunda yaydığı enerji güneşin tüm dalgaboylarında yayımladığı enerjiden 10 kat fazla olduğunu" belirtiyor.
Bu tarz X-ışını salımı yapan yıldız sistemlerinden samanyolu 'nda iki düzine kadar tespit etmiş olan astronomlar için ilginç olan olay HD 5980 'in sergilediği ateş gösterisinin samanyolu dışında saptanan ilk örnek olmasıdır.
Resim
HD 5980 NGC 346 açık yıldız kümesi yakınlarında yer

Dünyadan 170 000 IY uzaklardaki küçük macellan bulutunda saptanan sistem ESA 'nın XMM-Newton X-ışını gözlem uydusu ve NASA 'nın Chandra X-ışını gözlem uydusu kullanılarak Nazé önderliğindeki uluslar arası bir gözlem ekibi tarafından izlendi.
Corcoran " sanki bizim galaksimizdeymiş gibi bu tarz ekstra-galaktik yıldız rüzgarı çarpışmasını inceleyebilmenin" ilginç bir olay olduğunu ekliyor
İki yıldızda ölümlerine giden ve süpernova patlaması gerçekleştirecek bir sürece girmiş durumdalar.
şu an HD 5980A olarak adlandırılan daha ağır yıldız, Parlak Mavi Değişkenler "LBV" aşaması olarak adlandırılan ve bir çok ağır yıldızda gerçekleşen son derece kararsız bir evreye girmiş durumdayken, diğer göksel eşi olan HD 5980B ise dış zarfının büyük kısmını uzaya savurmuş olan bir Wolf-Rayet yıldızı haline gelmiştir.

Space.com çeviri: emre
En son Emre Evren tarafından 18 Mar 2007, 17:14 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
gönderen Emre Evren
#1425
Resim
Karadeliği Kontrol Altına Almak
Karadelikler çalkalanan uzayzamanı içinde defnedilmiş, bir atomdan daha ufak bir hacme sıkışmış karanlık "sır"lardır.
Son yıllarda astronomlar bazısırlarını ortaya çıkarmış olsalarda, halen, gerçekte ne oldukları ve doğalarının nasıl işlediği hakkında temel sorular çözülmeyi bekliyor.
Space.com karadelik eksperlerine bu gizemli cisimler hakkındaki en önemli keşifleri ve en önemli sırları sordu.
Eş-Evrim
Birçok astronomun hakkında birleştiği en etkileyici buluş süperdev karedelikler ile merkezinde bulundukları galaksilerin birlikte evrim geçirdiği -"eş-evrim"- olarak adlandırılan fikirdir.
Maryland Üniversitesinden, karadelik araştırmacısı Christopher Reynolds, "süper kütleli karadeliklerin, tüm galaksinin bir düzenle bir araya toplandığı ve oluşumunu tamamladığı süreçte, anahtar rol oynadığını farkettik ve bu evrenin hakkında öğrenmeye başladığımız tamamen sürpriz bir yönüdür" diyor.
UCLA dan araştırmacı Andrea Ghez "10 yıl öncesinde kendigalaksimizin merkezinde süperkütleli karadeliğin var olup olmadığı bile bir olasılık iken, yüksek çözünürlüklü görüntüleme teknolojisindeki gelişmeler sayesinde şimdi bu fikir adeta bir gerçek haline geldiğini belirtiyor.
Süperkütleli karadelikler milyonlarca, hatta milyarlarca güneş kütlesine eşdeğer kütlelere sahiptir ve günümüzde araştırmalar karadelikler ve galaksilerin birbirlerinin oluşumunu ve evrimini karşılıklı olarak etkilediklerini keşfetmiştir.
Ohio Eyalet Üniversitesinden Christopher Kochanek "Bu keşif karadeliklerin kütleleri ve bulundukları galaksilerin özellikleri arasındaki keşfedilen yakın korelasyon ve daha ötede galaksilerdeki yıldız oluşumunun ve evriminin kısmi olarak karadelikler tarafından etkilendiğinin keşfedilmesiyle gerçeğe dönüştü" diyor.
Resim
Karadelik Devinimi
Bilimadamları henüz bir karadeliği direkt olarak gözlemlemeselerde olayufku olarak adlandırılan ışıkdahil hiçbirşeyin kaçamayacağı tekilliğin sınırında cereyan eden X-ışını salımını izleyebilmektedir.
Reynolds, bu bulgunun inanılmaz bir keşif olduğunu belirtiyor, gözlemler sayesinde dönmekte olan karadeliğin yakınlarındaki uzay-zamanı burgaç benzeri bir devinimle sürüklediğini ve bu sırada zamanın muazzam bir biçimde karadelik tarafından yavaşlatıldığı hakkında güçlü kanıtlara ulaşıldığını ekliyor.
Fakat yinede gelişmeye ihtiyaç vardır diyor Kochanek, "Karadelikler hakkında ölçmek istediğimiz veya ölçüm yapıp iddialarımızı kanıtlamamız gerekiyor", diyor.
Örnek olarak bilimadamları sadece spin olarak adlandırılan karadeliklerin devinim hızını ölçebilmektedirler, bu değer karadeliklerin doğasını anlama yolunda önemlidir, fakat bir karadeliğin hareketlerini tamamen karakterize edebilmek için hem karadeliğin kütlesini hemde spin'ini bilmek gerekir.
Harvard-Smithsonian Astrofizik merkezi (CfA) 'dan McClintock atomik bir parçacık olan elektron hariç , karadelik kadar basit başka bir cisim olmadığını iddia ediyor.
Bilim adamları yaklaşık 30 yıldır karadeliklerin kütlelerini ölçebilmektedirler fakat hızlarını ölçmenin çok zor bir iş olduğu kanıtlanmıştır. fakat geçen sonbaharda McClintock ve asistanı Ramesh Narayan 35 000 IY ötelerde saniyede 1150 tur olan teorik limitin hemen altında saniyede 950 defa devinen bir karadeliğin hızını ölçtüler. ki McClintock'a göre önümüzdeki yıllarda bir düzinesi daha tespit edilecek.
Resim
Eski Fakat İyi
Geceleri Karadelik araştırmacılarını bekleyen neredeyse karadeliklerin keşfi kadar eski bir soru cevap bekliyor.
Ghez, "En büyük ve tek gizem ise; karadeliklerin merkezindeki "şey"in ne olduğudur. evren hakkındaki fiziksel öngörülerimiz karadeliğin merkezinde yok oluyor" diye ekliyor.
örnek olarak, teoriler karadeliğin merkezindeki maddenin sonsuz kütleli olduğunu iddia ederken, normalde bunun gerçek olması imkansızdır.
Ghez'e göre eğer fizikte birşey sonsuzluğa gidiyorsa kesinlikle bir şeyleri yanlış yapmış olmalısınız.
Karadeliğin merkezi tekillik olarak adlandırılır. teoriler yıldızın bütün kütlesini ve devinimini atomdan çok ufak bir hacme sığdırdığını öngörmektedir.
Yaşamını karadelik araştırmalarına adayanlar için bile bu fikir halen inanılmaz geliyor.
McClintock, "arabanızı, evinizi, dünyayı, güneşi yada milyonlarca güneşin mikroskopla bile görülemeyecek bir noktaya kütleçekim tarafından sıkıştırıldığını düşünebiliyormusunuz. nasıl oluyorda etrafımızdaki maddeler, formlar ve atomlardan oluşmuş bir evren dönmekte olan bir "nokta" ya çökerek kaybolmaktadır." diyor.
Araştırma
Birçok bilimadamı en temel karadelik sırlarının kuantum mekaniği ve genel görelilik teorilerinin evrenin en küçük ve en büyük boyutlu ölçeklerinde barışık olarak nasıl işlediğini ortaya çıkarmadan çözülemeyeceğini iddia etmektedirler.
Karadeliğin olay ufkunda neler olmaktadır, yada merkezi tekillikte? bunun çözümü temel fizikte yenilik ve öncülük getirecek belkide genel rölativite teorisini de değiştirecek atılımlar gerektirecektir diyor Caltech 'den George Djorgovski.
Yeni nesil yer ve uzay tabanlı araçların devreye girmesi ile birlikte bazı soruların cevaplarına ulaşılabilecek hatta evrenin temeli ile ilgili cevaplara ulaşılabilecek.
"tarihsel olarak, ne zaman kütleçekim ile ilgili birşeyler öğrendiğimizde evren anlayışımız çok derin bir şekilde değişikliğe uğruyor. diyor, Reynolds " bu sefer de tekerrür etmemesi için hiç bir sebep yok".

Space.com, Çeviri: Emre
gönderen Emre Evren
#1432
Resim
Manyetik Sürpriz
Astronomlar'ın tespit ettiği bir yıldız, bilgisayar modellerinin gerçekleşemeyeceğini iddia ettiği kadar güçlü bir manyetik alana sahip.
460 Iy uzaklardaki AB Aurigae olarak adlandırılan yıldızdan kaynaklanan manyetik alanın varlığı astronomların son yıllardaki en garip keşif hakkında güven tazelemelerini sağlıyor.
Güçlü manyetik alanlar yıldızlar tarafından kolaylık üretilememektedir. Şimdiye kadar stronomlar bu tip güçlü manyetik alanların güneşimizden kat kat fazla kütleli sıcak ve genç yıldızların merkezlerindeki vahşi kaynar fırınlardan yada ikili sistemlerdeki birbirine çok yakın yıldızların acımasızca birbirlerine uyguladıkları kütleçekimsel etkilerden kaynaklandığını düşünüyorlardı.
Fakat yukarıdaki durumların hiçbirisi AB Aurigae için geçerli değil.
Yıldız yanlızca güneşimizden 2.7 kat daha kütleli haliyle anlatıldığı seviyede güçlü manyetik alanlar oluşturamayacak kadar soğuk vede ufak.
Resim
Fakat İsviçre Villigen de, Paul Scherrer enstütüsü uzmanlarından, Manuel Guedel 'in liderlik ettiği ekip tarafından kullanılan Avrupa Uzay Ajansına ait XMM-Newton X-ışını gözlem evi uydusu genç yıldızı incelerken, güçlü manyetizma belirtisi içeren X-ışını sinyalleri tespit ettiler.
Daha da ötesi 42 saatlik bir zaman çevriminde AB Aurigae 'nın optik, X-ışını ve morötesi dalgaboylarında yaydığı radyasyonun yoğun biçimde değişkenlik gösterdiğini farkettiler ki bu da yıldızın başlıbaşına bir X-ışını kaynağı olduğu anlamına gelmektedir.
Guedel 'e göre yapılan ileri gözlem ve analizler sonucunda AB Aurigae dan fışkıran X-ışınları yıldızın yüzeyinin üst katmanlarından kaynaklanmaktadır.
Bu yıldızın iki yarı küresindende kaynaklanan güneş rüzgarlarının manyetik çizgileri ile çarpışarak geri döndüğü/çekildiğinin göstergesidir, ki sonuç olarak çarpışmalar güçlü X-ışınları üretmektedir. Fakat Manyetizmayı yaratan nedir?
Guedel, takımının cevabı ihtimal dahilinde olmayan bir kaynakda bulduğunu belirtiyor : Fosil manyetik alan denilen bir fenomen.
Gelecek Astronomy and Astrophysics dergisinde yayınlanacak makalesinde Guedel'in ekibi raporlarını sunacaklar, lakin diğer araştırmacılar konu ile ilgili iddialarına göre olayın tekbaşına bir yıldızdan kaynaklanmak yerine bu tarz manyetik alanları yıldız-oluşum bulutları tarafından da üretilebilmektedir.
Resim
Yeni yıldızlar doğduklarında var olan alanlardan kendilerine edinirler ve manyetik alanları üretmeye başlarlar. Guedel, "AB Aurigae da bunun gerçekleştiğini kanıtlayamıyoruz, ama başka bir yıldız dinamiği teoriside bir yorum getiremiyor. " diyor ve astronomlar şimdilik -Herbig Yıldızları- olarak adlandırılan başka benzer yıldızlara bakarak, ürettikleri X-ışınlarının fosil manyetik alanlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığını izleyebilirler diye ekliyor.
Resim
2.2 mikro metrede gözlemlenmiş Herbig çiftleri

Kanıtlandığında, genç yıldızlarının yıldız oluşum bölgesindeki maddelerle nasıl etkileşime girdiğini, fosil bir manyetik alana nasıl bağlandıklarını açıklayabileceğiz diyor NASA Goddard Space Flight Center 'den Rachel Osten Hiç kimse şimdiye dek diğer Herbig yıldızlarının gizli minik eşleriyle girdikleri kütleçekimsel etkileşimlerle X-ışınları üretip üretmediğini bilmiyor diye ekliyor. Fakat AB Aurigae 'nın herhangi bir eşi olmadığı biliniyor.
Osten'a göre " bildiğimiz, bu yıldızın kendi başına bu tarz bir manyetik alan üretemeyeceğidir."

Konu hakkında bilgi için :* http://arxiv.org/PS_cache/astro-ph/pdf/0008/0008278.pdf
* C Doucet
* Jean-Luc Beuzit


Kaynak: sciencenow.sciencemag.org Çeviri: Emre
gönderen Emre Evren
#1444
Resim
Sabaha karşı teleskoplarını Jüpitere çeviren gözlemciler, bir ikramla karşılandılar.
10 yıllık zaman süresince ilk defa gerçekleşen jüpiterin atmosferindeki bulut sistemlerinin görünüşü önemli farklılaşmaya gitmektedir.
vaka ile ilgili İlk ipucu, Jüpiterin kütleçekiminden yararlanarak dev gezegenin yörüngesine girmiş olan NASA 'nın pluto-yolcusu NewHorizons uzay aracının uzun erimli kameralarını Devgezegene yöneltmesiyle ortaya çıktı.
Gezegen fotoğrafçısı Damian Peach 9 ay önce çektiği Jüpiter fotoğraflarını NewHorizons 'ın günümüzdeki fotoğraflarıyla karşılaştırdı.
Peach dev gezegen hakkında; Son nisan ayından beri dev gezegenin güney ekvatoryal bulut kuşaklarında (SEB) önemli değişiklikler gerçekleştiğini, Büyük kırmızı lekenin daha ufak ve yalıtılmış göründüğünü ve güney tropik bandının kaybolduğunu belirtiyor.
Dahası Ekvatoryal bölgenin çok fazla sisli ve puslu olduğuna dikkat çekerek, belkide yenibir SEB kaybolma/yeniden-ortaya-çıkma döngüsünün başlangıcında olduğumuzu, günümüzdeki görüntünün 1998 de gerçekleşen vakanın benzeri gibi göründüğünü ekliyor.
Enson gerçekleşen jüpiter başkalaşımını sona ermeden izleyebilmek için Saatlerinizi erken kurun.
Resim
Jüpiter şu sıralar gökyüzünde yılancı takım yıldızı bölgesinde ve gündoğumuna yakın ufuktan epeyce yüksek konumda yer alıyor.
Kendi çevresinde devinimini 9 saat 55 dakikada tamamlayan Jüpiterin büyük kırmızı lekesinin geçişini kaçırmamak için skytonight 'ın hesaplayıcısını bu link'den kullanabilirsiniz

Kaynak: skytonight , Çeviri: Emre
#1474
Resim
İnfilak Eden Yıldızın Uzun Süren Işık Şöleni
Büyük kütleli bir yıldızın infilakla sonuçlanan yaşamı en uzun süren ışık şovu ile rekor kırdı.
NASA'ın SWIFT gözlem uydusu ile incelenen gama-ışını-patlaması GRB olarak adlandırılan ardıl ışıma, tam 125 gün boyunca parlaklığını sürdürdü.
Güneşimizden 10 ila 25 kat daha ağır bir yıldız dengesini yitirdiğinde, bir kaç saniye içinde güneşin 10 milyon yılda ürettiği enerjiye eşdeğer bir ışıma/patlama gerçekleştirebilir.
Madde fışkırması gerçekleştirdiğinde, yıldızdan çıkan GRB jetleri çevredeki yıldızlar arası gaza çarparak, X-ışınları ve diğer dalgaboylarında yüksek radyasyon yayan bir ardıl ışıma meydana getirir.
GRB 060729 olarak (keşfedildiği tarihe atfen) isimlendirilen GRB ise ressam takımyıldızı bölgesindeki konumunda gerçekleştiği zaman SWIFT uydusu normalde 1-2 haftada sönükleşecek olan patlamaya yönelerek parlaklığını yitirmesini beklerken, gama-ışını-patlamasının ardıl ışını ise 2006' nın kasım ayına dek parlaklığını yitirmedi.
Dahada ilginci önceki gerçekleşmiş GRB lerden çok daha yakın olan patlama alışılmadık parlaklığının yanısıra yakınlığı sayesinde gözlem uydularının ışımayı daha geniş bir süre görüntüleyebilmesini sağladı.
Diğer parlamalara benzemeyen 125 günlük parlaklık düşüşünün altında patlamaları pompalayarak ışımayı besleyen bir mekanizmayı işaret etmektedir.
Penn Eyalet Üniversitesi astronomu Dirk Grupe 'a göre "normalde patlamalarda(GRB) gözlemlenenden çok daha fazla enerji beslemesine ihtiyacın olduğunu belkide merkezden üretilen sürekli bir enerji girdisine ihtiyaç duymakta" olduğuna değinmektedir.
Gökbilimcilerin önerisine göre; merkezdeki "motor" mega boyutlarda manyetik alanlar üretebilen bir manyetar, nötron yıldızı olabilir.
Manyetik alanlar, manyetarın devinimini yavaşlatırken, gerçekleşen devinim hızı yavaşlamasından kaynaklanan enerji manyetik enerjiye dönüşür ve merkezdeki ilk GRB patlamasının ürettiği şok dalgasının açtığı yarıkdan akan manyetik enerji ardıl ışınımı besliyor olabilir.
Grupe 'ın asistanlarından Xiang-Yu Wang bu manyetik enerjinin ardıl ışınımı aylar boyunca beslemeye yetebileceğini hesaplamış.

Kaynak : Space.com, Çeviri : Emre
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 12
Kendimizi Tanıtalım

Cankut Bey, hoşgeldiniz. Ben de 82'li biri olarak,[…]

Samanyolu ve Geniş Açı Fotoğrafları

Elinize sağlık Özgür Bey. :merhaba

Merhana Kadir. Öncelikle Fotoğraflar nereden[…]

Gezegen Fotoğrafları-Şule Kuzpınarı

ay.JPG Uzun bir aradan sonra, yeniden bir fot[…]