Dünya'da ve Türkiye'deki çalışmalar, roketler, sondalar, uzay mekiği, uzay ajansları, programlar..
Dünya Dışı Yaşam, SETI projesi...
#87693
Evrimin daha iyiye gitme süreci olduğu fikri, biraz Lamarckizm'e göz kırpıyor, bu fikir yaklaşık 100 yıl önce bütünüyle terkedildi. Canlıların evriminde etkili güç, doğal seçilim.. Doğal seçilim ise kördür, belli bir hedefi, amacı, bu yönde içsel bir mekanizması yoktur, çünkü mutasyonlardan beslenir, mutasyonlar da bütünüyle rastgeledir.. Bu mutasyonlar sonucu bir canlı, kendi türdeşlerine kıyasla avantaj elde ettiyse daha doğal çoğalır, habitata egemen olur, "eski" türdeşlerine tarihin tozlu sayfaları görünür..

Zekanın gelişmesinin belli bir türün hayatta kalabilmesine etkisi oldukça sınırlı olmalı. Burda zeka puanının 3-5 puan yükselmesi gibi bir şeyden bahsetmiyorum, canlılar bir gecede önemli değişime uğramıyor, değişimi sürdüren şey olan mutasyon çok çok küçük değişimlerdir. Yani zekanızın bir mutasyon sonucunda milyonda 1 oranında artmasının size pek de etkisi yoktur hayatta kalabilmek namına, bir mutasyon sonucu hiçbir canlı taşları yontmaya başlayacak kadar feraset kazanamıyor. Oysa daha hızlı koşmak, dişlerin daha da sivrileşmesi gibi şeylerin en basiti bile bir türü diğerlerinin üzerine çıkıp başat güç haline getirebilecek değişimler. Doğrudan doğa ile ilgili, zeka gibi çok dolaylı etki değil.

Evrim konusunda toplumda genel bir inanış var (buna inanmayanlar dışında tabi), evrimin hep daha iyiye gidildiği şeklinde.. Tüm insanlar bir anda yok olsa, Dünya yüzeyinde bundan birkaç milyon yıl sonra mutlaka başka bir canlı insanın yerini alacağı farzedilir.. Oysa doğal seçilim bütünüyle kördür, nereye gittiğini tahmin etmek imkansızdır.

Mesela ön ayakları yürümektan bağımsızlaştırmak, bahsettiğiniz gerekçelerle faydalıdır.. Fakat içsel bir daha iyiye gitme hedefi canlıları bu basit değişime yönlendiriyor olsaydı bugün dört ayaklı hayvan kalmazdı. Keskin gözlere sahip olmak her canlı için iyidir, fakat bu çok az canlıya nasip olmuştur. Bugün denizlerde çok daha iyi gözlere sahip olabilecekken çok azıyla yetinip hemen hemen kör şekilde gezen balık türleri vardır.

Zeki olmak hiçbir canlının hedefi değil, kendimizi böyle düşünmek, insanı diğer hayvanların efendisi gibi hissetmemize neden olabilir, oysa gerçek hiç öyle değil, hiçbir canlının bize benzemek gibi bir kaygısı yok :)

Not: Bu yazıyı yazdıktan sonra yollamaktan vazgeçmeyi düşündüm, bu konuda bir şeyleri ifade etmek kolay değil, benim de uzmanlık alanım değil, ben mesela canlıların içsel olarak daha iyiye gitmeye programlı olduğuna inanılan Lamarkism'in (ve onun biraz daha yumuşak olan versiyonu olan orthogenesis'in bugün bulgular ışığında bilim dünyasında hiç kabul görmediğini biliyorum, fakat ondan sonraki açıklamalarımda biraz sübjektiflik olduğu da su götürmez, umarım bu zayıf noktamdan yakalamaya çalışmaktansa evrimin özünü görmeye çabalarsınız.. Literatürde bu iki grubun (Darwinciler ve Lamarkçılar) 50 yıllık tartışması var, kazanan hepinizin bildiği gibi Darwin oldu çünkü bulgular sadece "doğal seçilim"in tek mekanizma olduğunu gösteriyor..

Özetle, biz nadiriz, uzayda yaşam varsa o da çok nadir. :)

Herkese iyi sabahlar..
#87696
Aslında "iyiye gitmek"' ten kastım,bildiğiniz üzere doğaya,çevreye uyumlu olmak.Yoksa "iyi" göreceli bir konumda duruyor elbette.
Bana göre canlı türleri,nesillerini devam ettirmek için genlerini rastgele mutasyonlara uğratmıyor.Çevreye uyumlu bir şekilde değişiyorlar ve en önemlisi de,yok olmamak için hep daha farklı stratejilere,daha farklı mutasyonlara doğru gitmek istiyorlar.Ama bu değişimleri rastgele yapabilir mi?Yılan zehrinden etkilenmeyen firavun fareleri,av olmamak için farklı canlılara bürünen ahtapot ve daha nice evrimsel süreç numuneleri "mantıksal" bir süreç izlenmek istendiğini kanıtlamıyor mu?

Bence biz,bizzat öznesi olduğumuz insan zekası olayını çok abartıyoruz.Evet,sivri dişlere ,güçlü çenelere sahip olan bir tür,diğer türlerin geneline bir üstünlük sağlayabilir.Ama evrim dediğimiz olay,rekabet değil midir sonuçta?Sürekli bir mücadele yok mudur?Ve milyonlarca türün olduğu bir dünyada illaki bir tür avadanlık yapacak kıvama gelir bana göre.Bunun için bana göre sadece mekanik sorunun çözülmesi yeterli.Nesneleri kavramak,işlemek için bir vücut uvzu sadece.
#87737
Bana göre canlı türleri,nesillerini devam ettirmek için genlerini rastgele mutasyonlara uğratmıyor.Çevreye uyumlu bir şekilde değişiyorlar ve en önemlisi de,yok olmamak için hep daha farklı stratejilere,daha farklı mutasyonlara doğru gitmek istiyorlar
Bu görüşte az da olsa spiritüel bir olgu var, evrimin bir "amacı" varmış gibi bir izlenim uyandırıyor, gitmekte olduğu bir "yön" vardır diyerek. Bu görüşe "orthogenesis" deniyor. Biraz daha şurdan okumanızı öneririm:
http://en.wikipedia.org/wiki/Orthogenesis

Orthogenesis düşüncesinde doğal seçilim yoktur. Doğal seçilim sizin de dediğiniz gibi "biraz fazla rastgele" bulunur.. Doğada bu kadar çok karmaşık canlı varken, ortada bir rastgelelik yok gibi, değil mi? Oysa var :) Bu görüş ilk olarak 1859'da basılan Origin of Species'de ele alındı, reddedildi ve buna dayanak olacak kanıtlar gösterildi, 150 yıllık olduğu için internette tam metin olarak bulabilirsiniz rahatlıkla. Elbette bir kitapta da kalınmadı, bu eserin ardından günümüze kadar biyolojinin daha da gelişmesiyle bu konudaki fikirler sağlamlaştı, doğrudan gözlemlemeler yapıldı.

Mutasyon, DNA zincirindeki bir proteinin belli bir sebebe dayanarak değişmesidir. Elinizde 100 ciltlik bir ansiklopedi olduğunu düşünün, tüm ciltlerin içinde tamamen rastgele şekilde yazılmış birçok harf var.. Şöyle gidiyor: gkfkdkıspdafkllkskfoıgsfs Yani anlamlı bir bütün yok.. Her harf, DNA'daki "karakterlerden" birini temsil ediyor.. Bu harfler içinde mesela 3. sırada yer alan f harfi bir mutasyona uğruyor ve "z" oluyor. Bu mutasyonun sonuçlarını görebiliyor muyuz, hayır. İyi yada kötü bir mutasyon olduğunu biliyor muyuz, ona da hayır. Mutasyon, DNA kodlarında gerçekleşir. Mesela bu ansiklopedinin 37. cildinin 384. sayfası kaç parmağımız olacağı bilgisini içeriyor. Evrim bunu bilemez, o sayfada "yeterince" mutasyon olursa parmak sayınız değişir (tabi etkisi size olmaz da çocuklarınıza olur), fakat bu değişimler tamamen rastgeledir.. Hiçbir amacı, yada hiçbir "motive"i yoktur.

Canlıların gittikçe daha karmaşık, daha doğa ile mücadele edebilir hale gelmesine neden olan şey, aynı zamanda evrimin tek belirleyicisi olan "doğal seçilim" yoluyla olur.. Canlıların geçirdiği ""tamamen rastgele"" olan mutasyonlar, bu canlıların doğada yaşayabilmelerini etkiler. 1000 tane aslan olsun elinizde. Bunların hepsi mutasyon geçiriyor (mutasyon yaşamayan canlı yoktur, bizim de hergün Güneş ışınlarından olsun, radyasyondan olsun ansiklopedimizdeki binlerce karakter değişiyor, bnların bazıları "DNA repair mekanizması" ile onarılıyor, bazıları ise kalıyor. Mutasyon geçirmeyen, DNA kodları aynı kalan hiçbir canlı yoktur. Hepimiz babalarımızdan aldığımız ansiklopedinin sağına soluna 3-5 karakter daha yazıp çocuklarımıza öyle devrediyoruz). Neyse örneğimizden devam edelim.. 1000 aslanın hepsi çeşitli mutasyonlar geçiriyor. Sadece 1 tanesindeki mutasyon "adelelerin daha kuvvetli olması" sonucunu yaratıyor olsun. Diğerlerinde genellikle hiçbir işe yaramayan, hatta "çok daha fazla" zararlı mutasyon ortaya çıkıyor (çalışan bir mekanizmada bir şeyi rastgele değiştirirseniz onu muhtemelen iyileştirmekten çok bozarsınız). Bu 1000 aslan içinde adeleleri güçlenen aslan, ve onun soyundan gelen yavruları diğer canlıları daha iyi avlar. Daha iyi beslenir. Diğer 999 aslan ise zamanla o aslan karşısında yetersiz kalmaya başlarlar, onun kadar iyi avlanamadıkları için ölümler daha sık görülmeye başlar, bu etki bir bardak suya 1 damla mürekkep bırakılması gibidir, mürekkep içeren suyun oranı gittikçe artarken diğerleri azalır. Nihayetinde ise tüm aslanların 100 nesil sonrasına bakıldığında artık 999 aslanın soyundan gelenlerin oranı %99.9'dan %5'lere iner, ve "oranları" daha da azalır, en sonunda ortama bakıldığında tek bir aslanın soyundan gelenlerin dominant hale geldiklerini görürsünüz (çok yavaş ilerleyen bir süreç tabi bu, 100 nesil, hatta daha fazlası bile geçmesi gerekebilir).

Burda bir aslanı, bir gen değişimi gibi görebilirsiniz, gen değişimi, faydalıysa diğer genlere kıyasla daha fazla yayılma imkanı bulur. Tabi burda tek bir gen değişimi olmak zorunda da değil, başka bir aslanda da gözlerin daha iyi görmesine neden olan bir mutasyon olduysa o da adaleleri kuvvetlenen aslan gibi daha iyi üreyecektir ve popülasyon içinde yavrularının oranı zamanla artacaktır. Bu etki, milyonlarca yıl geçtikten sonra çok daha karmaşık, asla tesadüfen oluşamayacakmış kadar gelişmiş canlıların ortaya çıkmasına neden olur, oysa bu, mutasyonların belli bir yönü olduğundan değil, o rastgele mutasyonları doğaya göre düzenleyen doğal seçilim'den kaynaklanır.

Not: Vücutlarımız statükocudur. O şanslı olan aslanda bile inanın vücut o "daha iyi koşmaya neden olacak" gendeki mutasyonu telafi etmeye programlıdır. DNA repair denen bir mekanizma ile vücutlarımızda, ansiklopedilerimizdeki en ufak bir değişimi silmeye çalışan bir mekanizma kuruludur. Yani daha iyi bir yaşama, daha iyi bir uyuma neden olacak faydalı mutasyonlar bile vücut tarafından reddedilmeye çalışılır.
Ama bu değişimleri rastgele yapabilir mi?Yılan zehrinden etkilenmeyen firavun fareleri,av olmamak için farklı canlılara bürünen ahtapot ve daha nice evrimsel süreç numuneleri "mantıksal" bir süreç izlenmek istendiğini kanıtlamıyor mu?
Farelerin birinde zehirden etkilenmemesine neden olan bir mutasyon gerçekleşirse, onun diğer soyundan gelen farelerin, genel fare popülasyonu içindeki oranı zamanla artacaktır (bu fareler zehirli yılanlarla dolu bir ortamın içinde yaşadıkları sürece tabi, zehirli yılan tehlikesini kaldırırsanız, bu zehirden etkilenmeyen farelerin genel nüfus içindeki oranındaki artış durur). Bu örneğe bakarak mutasyonun "belli bir amaca göre geliştirilmiş" diyebilirsiniz, fakat diğer yanda 999 farklı farede de saçmasapan mutasyonlar olmaya devam ediyor.. Hatta zehirden etkilenmeyen faremizde de oluyor bu kötü mutasyonlar. Mesela belki daha yavaş koşmasına neden olacak bir mutasyon ortaya çıkıyor, iyi mutasyonlar canlının hayatta kalma olasılığını artırırken, diğerleri daha fazla av olmalarına neden olabiliyor.

Saatte atıyorum 150 km hız yapan bir çitanın, saatte 150 km hız yapan ceylanı kovaladığına baktığımızda, bu iki canlıya bakarak ne kadar mükemmelleşmiş olduklarını düşünürüz, sanki evrimin belli bir amacı varmış gibi. Oysa yok :) O iki canlı da milyonlarca yıldır devam eden rastgele mutasyonların doğal yoldan elenmesi yoluyla bu "çok süratli" hallerini aldılar. Bu gün aslan dişinin geçmeyeceği kadar kalın bir derisi olan bir ceylan yok. Eğer olsaydı, biz buna bakarak "bu kalın derili ceylanların olması şaşırtıcı değil, illaki evrimsel mücadele sonrası bu hali alacaklardı" derdik. Oysa milyonlarca yılda bu konuda hiç gelişme olmamış.

Hiç mavi kartal yok mesela, olsaydı gökyüzünde daha iyi kamufle olarak avlarına yaklaşabilirlerdi. Kalın derili ceylanlar olsaydı, aslan bir bacağını kaptığında hiç yaralanmadan biraz tökezlemeyle de olsa kaçıp kurtulabilirdi. Kanatlı fare de yok, eğer kanat geliştirselerdi, yılan saldırılarında uçarak kurtulurlardı.. Hiçbir canlı mükemmel değil ve "şu da olsa iyi olurdu" diyebileceğimiz, fakat gerçekte hiç var olmayan bir sürü sonuç var. Mavi kartalların var olmaması gibi, zeki bir canlı da hiç evrilmeyebilirdi. Çünkü buna bir mutasyonun neden olması gerekir ve elimizdeki DNA ansiklopedisinde bir cildin atıyorum 560-600. sayfalar arası zekayı ilgilendiriyorsa, bu 40 sayfadaki bilgileri "iyi" yönde geliştirip, DNA repairden kaçınacak hiç mutasyon gerçekleşmeyebilirdi. Mavi kartal örneğine bakarak "şimdi yok ama ilerde mutlaka olacak, çünkü daha iyi" diyebiliyor muyuz, hayır.. Aynı açıdan bakarsak şempanzelerin de illa bundan 100 milyon yıl sonra zeki canlılara dönüşmesi kesin diyemeyiz.. İnsan zekası bu yüzden ciddi bir şans, ve çok ender.. Biz burda olduğumuz için çok şanslıyız, diğer gezegenlerde de zeki bir canlı formuna rastlayabilmek için epey şanslı olmamız gerekir.
gönderen MarstakiTürk
#92713
Merhaba,
yaşam-formu araştırması 2.planda olmalı. öncelikle insanoğlu yeni nesiller için yeni yaşama-elverişli gezegen ya da gezegen-uyduları aramalı. bundan da önce en yakın 2.ev olabilecek sıcak manyetik atmosferik ve su barındıran komşumuz Mars üzerinde sera şeklinde devasa yapılar kurulmalı. oralarda site-yerleşimi şeklinde olan yerleşimlere benzer tam şeffaf balonsu veya şemsiye-vari kolonilere gönüllü insan grupları yerleştirilmeli. bu koloniler Mars yüzeyinde +27 dereceye ulaşan ekvatoryal kuşakta kurulmalı. Mars toprağı tarıma elverişli karışımlarla beslenerek sebze ve meyveler yetiştirilmeli soğuğa dayanıklı Çam ve benzeri büyük ağaçlar da yoğun bir şekilde Mars yüzeyinde yetiştirlerek insani-yaşam şartlarına dönüşüm 10-15 yılda başarılabilir. Bu arada insansı atıklar ve sera etkisi yapacak gazların salınımı için de çalışmalar yapılmalı ki dünyanın yüzde 1 değerindeki atmosfer basıncı yükseltilebilsin. şu durumda insanoğlunun koloni kurup insan gruplarını yaşatabileceği tek dünya-dışı ortam Mars gezegenidir. Rusya federasyonu 2013'te insanlı Mars uçuşlarını başlattığında yine iç geçirerek bakacağız biz. Neden Nasa veya Rusya'nın Mars projelerine Türkiye de katılmaz anlamıyorum. Tübitak acaba veya Türk uzay araştırmaları kurumu uzay ve gezgenleri teleskoplara mı hapsetmek istiyor. Neden bir ulusal-projemiz yoktur insanlı uzay uçuşları veya IIS (uluslararsı uzay istasyonu) bünyesinde çalışacak bir Türk ekip oluşturlması üzerine.
son olarak Mars diyorum, insanoğlunun 2. vatanı olacaktır.
hoşçakalın.
bir de bu sahada ironik-darwinist TEORİ-lerle karşılaşmaktan hoşlanmadım.
#92714
Bu platform' da aynı mesajı 2 yere yapıştırıp kirletmiyoruz aynı zamanda...

http://gokbilim.com/forum/viewtopic.php ... 712#p92712

İnsanlığın Dünya' dan sonra yaşaması olası gezegenler konusunu araştırıyorsanız bu ay size Bilim Teknik almanızı tavsiye ederim.

http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bdergi ... /index.htm

Darwinist teori dediğiniz şey bugün sizi hastanede tedavi eden bir çok tedavinin (örneğin grip aşısı) ya da hepimizin okullarda okuduğu biyolojinin temelidir.

Hoşlanmıyorsanız kimseyi de burada zorla tutmuyoruz aklınızda olsun...
#92717
MarstakiTürk yazdı: bir de bu sahada ironik-darwinist TEORİ-lerle karşılaşmaktan hoşlanmadım.
Bilimsel bir forumda bulunduğunuz için buralarda yeri gelince evrim teorisinin de konuşulduğuna tanık olacaksınız. Bir yandan elalem Mars'a gidiyor biz bakıyoruz temalı konuşurken bir yandan bilime aykırı bir hava içinde bir şeyler yazmanız garip. Bu tutumunuzu sürdürdüğünüz sürece "MarstakiTürk" olmanız mümkün olmayacak zaten.

Ayrıca o bir yana, öncelikle burda konu, yaşam formu arama çalışmaları.. Bu konu başlığı altında buna bakacağımıza şuna bakalım bu daha önemli demek anlamsız.. Ona bakılırsa uzay araştırmalarına para vereceğimize, Afrika'daki açlığı yok edelim bence... Bunları önem sıralamasına koymanın bir anlamı yok. Hepsini aynı anda yapabiliriz, yapamıyorsak da yapabileceğimiz varsayımı üzerinden oturup burayı bir "forum" gibi kullanıyoruz, yani bilgimizi artırıyoruz, ufkumuzu genişletiyoruz.

Diğer yazdıklarınıza gelince, soğuğa dayanıklı ağaç ekmek gerekiyorsa; bu, atmosfere açık bir alanı kastettiğiniz anlama gelir, bu şekilde terraforming faaliyetleri 10 yıl değil, 200-300 yıl alır. Dahası, böyle bir şey zaten mümkün değil, çünkü soğuğa dayanıklı olması yetmiyor, hiperdayanıklı olması lazım, +20 derece sıcaklığın görüldüğü ekvatoryel kuşakta kış aylarında geceleri sıcaklık -100 dereceye yaklaşıyor. Kış mevsiminin buradan 2 kat daha uzun sürdüğünü de unutmamak lazım. Dahası, dışa açık bir alanda ağaç yetiştirmenin önünde bambaşka engeller de var, yoğun UV ışınlarına maruz kalma, toz fırtınaları, su noksanlığı vs.

Eğer korunaklı bir bölgede olacaksa da, ki yeşil habitat fikri asıl bunun için gerekli, bunun için soğuk iklime uygun ağaç yetiştirmeye gerek yok, oksijen üretimi yüksek, enerji ihtiyacı düşük bitkiler bunun için seçilecektir.

Maksat "koloni" kurmak olarak kaldığı sürece, tek Dünya dışı seçenek Mars değil.. Tüm gezegenler ve uyduları kullanılabilir. Ay'a koloni kurmak çok daha mümkün mesela. Mars'ın alternatifsiz olduğu tek alan, amacın "terraforming" olduğu yerler.

Rusya Federasyonu 2013'te Mars'a insanlı uçuş filan başlatmıyor.

Başlatsa da, buna Türkiye'nin katılması mümkün değil (NASA projelerine katılım da mümkün değil). Türkiye niye katılsın? Niye mesela Rusya, Bangladeş ile ortak uzay çalışması yapsın? Yada ABD Kamerun ile.. Türkiye'nin bir farkı mı var? Türkiye'nin ciddi olarak katılabileceği tek platform ESA'dır, onun da sebebi bir "bölge ülkeleri birliği ajansı" olmasıdır. Hepsi bir yana, insanlı uçuşlara başlanmasına en az 20 yıl var.

Burak'ın işaret ettiği başlıktaki iletinizi sildim bu arada.. Mesaj kopyalamayın.
#92718
Göktaşları vs düşünürsek Ay insanlığın kaderini yedeklemek için yeterince garantili değil, Mars biraz daha anlamlı :)

Şaka maka geçenlerde National Geographic'te "uzaylı istilasına" karşı ülkelerin ve Birleşmiş Milletlerin şimdiden prosedürlerini falan hazırladığına dair bir belgesel vardı. Sanırım iki bölüm uzunluğundaydı. Her ihtimali içeren hazırlıkların gelip dayandığı nokta böyle birşey olursa şunu şunu sırayla yaparız ama aslına bakarsanız herkes başının çaresine bakmak zorunda kalır sonucuna varıldı. "Gerilla savaşı" en etkili çözüm olacakmış. İnsana "N'oluyoruz yav" dedirten bir bölümdü :) Ekmek mi stoklasak ne yapsak?
#92724
Tabi, Ay'da medeniyet yaratmak imkansıza yakın.. Orada yapılabilecek en büyük başarı "sürdürülebilirlik" olur, kendi kendine yeterli hale gelmesi yeterli, daha fazlası zor.. Yukarıda mevzu koloni kurmaksa Ay'da olur derken kastettiğim zaten koloniydi.. Dünyalaştırmaya uygun tek yer Mars. O konuda hemfikirim.

Gerilla savaşı mevzusu ister istemez Falling Skies'ı hatırlattı.. Ama o konuda yapacak pek de başka bir şey yok bence de :) Bu arada BM'de bu konuda hazırlanan herhangi bir gelişme yok. Belgeselde yanlış aksettirmiş olabilirler. BM'den bu konuda çalışma yapmasını isteyenler olabilir ama kurum içinde böyle bir şey yok. Olsa herhalde bir şekilde denk gelirdim (uluslararası ilişkiler mezunuyum da, gelişmeleri, artık bana işim gereği pek lazım olmamasına rağmen mümkün olduğunca takip ediyorum)

Bu arada Burak, senin verdiğin linklere baktım. Rasat haberi medyaya nasıl yansımış konulu haberleri derlemişler, biri de şu:
http://wwweski.tubitak.gov.tr/basinci/d ... /87804.jpg

Einstein'ın formülü yanlış diye bir haber daha duruyor orda, okudum, yılın en komik yazısıydı.. Biz burda insanlara bakın bilimsel konu diye TÜBİTAK linki gösteriyoruz ama orda da adamlar gidip bilimle alakalı olmayan saçmalıkların üstünü kapatmadan olduğu gibi Tübitak serverlarına koyuveriyorlar. Vakti olan o yazıyı başından sonuna okusun, tam zaytung haberi gibi.
#121259
Tüm forum üyelerine slmlar.

Bu ne kadar bir bilim dalı olsada benim için bir hobi ve çok yeniyim. İlk başta sıradan bir teleskop ile başlangıç yaptım ve hala devam etmekteyim.Forumda buraya kadar siz degerli forum üyelerinin karşılıklı yazısmalarını takip ettim ve edıyorum.
Kimseye muhalefet olmak için yazmıyorum ama aklıma takılan bir konuyu siz degerli üyelere sormak istiyorum.
Özellikle dünya dışı yasam formları ve ufo adı ile tabir edilen gök cisimlerini kimimiz kabul ederken kimimiz kabul etmiyor.
Geçtiğimiz abd seçimlerinde secim propagandası yapılan 51. bölge ve nasanın dünya dısı varlıkları hakkında abd secımlerındekı aday h.clinton un kazanması halinde açıklama yapacagı beyanatını eminim sizlerde duymussunuzdur.
Dünyayı ekonomik olarak sömüren ve dolayısıyle yöneten bu süper gücün böyle bir konuyu bile dile getirmesi şahsen benim açımdan abd nin üst düzey kişilikleri hariç biz diğer insanlarla paylaşmaması sanki bazı dünya dışı varlıkların olabileceği ihtimalini arttırmış gözüküyor.
Özellikle bu bilime eğitimini ve gönlünü vermiş siz değerli ve benim gözümde duayen abilerimin ve kardeslerımın benim bu fikrimi yorumlamalarını rica eder saygılar sunarım. :| :|
  • 1
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7