Dünya'da ve Türkiye'deki çalışmalar, roketler, sondalar, uzay mekiği, uzay ajansları, programlar..
Dünya Dışı Yaşam, SETI projesi...
gönderen tayfun uçar
#24583
semih çakmak yazdı:O halde doktorlar insanlara neden böyle bir konuda yönlendirme uygulasınlar ki? (eğer gerçekten anlatılan olayların doğruluk payı var ise...)
Şöyle; aslında kötü niyet yok ama doğru soruyu doğru şekilde sormak konusunda çok bilgili olmalı ve bilimsel davranabilmelisiniz. İstatistik disiplininde de aynı şey vardır. (İstatistiğin bir tanımı da "rakamlarla yalan söylemektir") Bu adamlar hipnoz konusunda uzman olabilirler ama sorgulama konusunda değillerse yanlışa sapmak çok kolay. Yani sorgularken, o sırada içinden "Acaba vereceği yanıtlar içinde uzaylılar çıkacak mı" diye bir kaygı taşıyorsa, sorular giderek buna uygun hal almaya başlar. Cevaplar da ona uygun gelmeye başlar tabi.
gönderen Muhammed Baran
#24921
Doç. Dr. Berahitdin Albayrak ve Araş. Gör. Aslı Elmaslı
Ankara Üniversitesi Gözlemevi
06857 Ahlatlıbel-Ankara
albayrak@astro1.science.ankara.edu.tr
asli@astro1.science.ankara.edu.tr
EVREN’DE YALNIZ MIYIZ?

1. Gezegeni olan diğer yıldızlar
Astronomların en büyük hayallerinden biri Dünya’mıza benzer başka bir Dünya’yı keşfetmektir. Böylece
Evren’de yalnız mıyız sorusunun cevabına bir adım daha yaklaşılmış olunacak. SETI projesi ile Dünya dışındaki
zeki yaşamın varlığına yönelik araştırılmalar sürdürülmektedir. Bu projede, uzaydan gelen uzun-dalga sinyali
olan radyo dalgaları Yer yüzeyindeki radyo teleskoplar ile dinlenmektedir. Astronomlar, uzaydan sadece zeki
yaşamlardan gelecek bilgiyi beklememektedir. Aynı zamanda diğer yıldızların etrafında Dünya-benzeri
gezegenlerin varlığını belirlemeye yönelik yöntemler de geliştirmektedirler. Artık şüphe götürmez bir gerçek
olarak Evren’de gezegen sistemine sahip tek yıldız Güneş (biz) değildir. Etrafında gezegeni olan diğer yıldızların
sayısı her geçen gün artmakla birlikte bugün itibariyle bu türden bilinen yıldızların sayısı 150’den fazladır.
Keşfedilen bu gezegenlerin kütleleri Jüpiter’in kütlesi ile kıyaslanabilecek büyüklüktedir. Jüpiter, Güneş’in
kütlesinin yaklaşık binde biri kadardır. Keşfedilen bu gezegenler çok soğuk ve sönük olduklarından hiçbirini
doğrudan görme şansına sahip değiliz. Bağlı bulundukları yıldızın ışığında meydana getirdikleri değişimlerden
onların varlığını belirleyebilmekteyiz. Bir başka ifadeyle tıpkı bildiğimiz güneş tutulması gibi bir durumda bu
gezegenler yıldızlarından bize gelen ışığı engelleyebilirler. Yer-benzeri gezegenlerin kütleleri Jüpiter’in yaklaşık
0.003 kadarı olduğundan, onların etrafında dolandıkları yıldızın ışığını bir tutulma olayı ile engelleme
yetenekleri daha azdır. Bu nedenle, yer-benzeri gezegenlerin varlığı bu yöntemle belirlenemez.
Evren’de güneş sistemi dışındaki gezegenleri keşfetmek için öncelikle Güneş benzeri yıldızların etrafına bakıldı.
İlk kez 1995 yılında 51 Pegasi isimli yıldızın çevresnde dolanan bir gezegenin varlığı keşfedildi. 51 Pegasi b
olarak isimlendirilen bu gezegen, Güneş sisteminin en büyük kütleli gezegeni olan Jüpiter’in kütlesinin
yaklaşık yarısı kadar bir kütleye sahiptir. 51 Pegasi b, güneşimize en yakın konumda bulunan Merkür gezegenine
göre 51 Peg yıldızına 8 kat daha yakın bir konumdadır. Daha ayrıntılı gözlemler 51 Pegasi b’in tek bir gezegen
olmadığını ortaya koydu. Bu yıldızın etrafında dairesel yörüngede dolanan başka dev gezegenlerin de olduğu
belirlendi. Astronomlar bu yeni dünyaları “sıcak Jüpiterler” olarak isimlendirmektedir. Onların yörüngeleri o
kadar küçük ki 51 Peg yıldızın etrafındaki bir dolanımlarını sadece birkaç günde tamamlamaktadırlar.
Jüpiter’in Güneş etrafındaki bir dolanımının süresi 12 yıldır. Başka bir yıldızın etrafında dolanan bir gezegende
yaşıyor olsaydık ve Güneş’in etrafında dolanan Jüpiter gezegeninin varlığını belirlemek için Güneş’i 12 yıl
boyunca gözlememiz gerekirdi. Bu nedenle astronomlar, uzun yörünge dönemli gezegenlerin de varlığını
belirleyebilmek için başka yıldızları da gözlemeye başladılar. Zaman içersinde bu türden gözlemsel verinin
artması ile astronomlar daha uzun yörünge dönemli gezegenlerin varlığını belirleyebildiler. Çünkü günümüz
teknolojisiyle bile Güneş’e en yakın yıldız olan Proxima Centauri yıldızının uzaklığından Jupiter’i direkt olarak
görmemiz mümkün değildir.
Jüpiter benzeri bir gezegenin varlığı ilk kez Geneva Gözlemevi’nce Haziran 2002’de belirlendi. Bu gezegenin
kütlesi Jüpiter’inkine eşit ve yıldızının etrafında bir tam turunu 7 yılda tamamlar ve yıldızdan olan uzaklığı 553
milyon kilometredir (3.7 AB). Bir Astronomi Birimi (AB) ortalama Yer-Güneş uzaklığı olup yaklaşık 150
milyon km dır.
Uzun zaman aralığını kapsayan gözlemlerin sunduğu bir başka avantaj ise gezegeni olduğu bilinen yıldızın
gözlem verilerinde görülen küçük değişimler o yıldıza bağlı başka gezegenlerin de olduğunun belirlenmesidir.
Örneğin, Upsilon Andromedae isimli yıldızın üç dev gezegene sahip olduğu bu şekilde belirlendi. Radyal hız
gözlemleri de (görülemeyen gezegenin yıldızı üzerinde oluşturduğu tedirginlik etkisi) yıldızlar etrafındaki
gezegenleri belirlemekte kullanılan bir başka yoldur.
Ortalama bir değer olarak astronomlar yılda 15 yeni gezegen keşfetmekdir ve bu gezegenler jupiter benzeri dev
gezegenlerdir. Bugün itibarıyla yer yüzeyindeki teleskoplarla güneş sistemi dışında yeni gezegen keşfetmeye
yönelik 50’den fazla araştırma programı vardır. Ancak bu programlarım kullandığı mevcut yöntemlerle
Dünya’mızın boyutlarında bir gezegeni belirlemek imkansızdır. Çünkü bu boyuttaki bir gezegen, çevresinde
dolandığı yıldızın üzerinde tespit edebileceğimiz büyüklükte bir tedirginlik yaratmaz. Diğer yıldızların etrafında
yer-benzeri gezegenleri belirleyebilmek için astronomların yeni gezegen belirleme tekniklerine ihtiyaçları vardır
ve bu tekniklerin çalışacağı en iyi ortamlarda yer atmosferinin dışı (uzay) dır.
2. Kırmızıöte Astronomisi
Dünya’mıza uzaydan, elektromanyetik tayfın uzun dalgaboyunlarından (radyo ışınları) kısa dalgaboyunlarına
(gamma ışınları) kadar her türlü ışınım ulaşmaktadır (Şekil 2). Yer atmosferi bu ışınların çoğunun yer yüzeyine
ulaşmasına engel olmaktadır. Dolayısıyla atmosfer, Dünya’daki canlı hayatı için zararlı olan yüksek-enerjili
ışınların geçmesini engeller. Dünya’daki canlı hayatının devamı için çok önemli olan atmosfer, gök cisimlerinin
ve evrenin sırlarını araştırmakta olan astronomlar için önemli bir dezavantaj yaratmaktadır. Astronomların
gözlemek istedikleri gök cisimlerinin bir çoğu (özellikle yıldızaltı cisimler), görsel dalgaboylarında ışınım
yayamayacak kadar soğuktur. Çok soğuk ve sönük olan bu cisimler kırmızıöte dalgaboylarında çok kuvvetli
ışıma yapmaktadır. Örnek olarak yıldızlararası uzayda bulunan gaz ve toz yapılar, güneşe göre daha küçük
kütleli yıldızlar, doğmakta veya ölmekte olan yıldızlar, yıldızaltı cisimler (kahverengi cüceler ve diğer yıldızların
gezegenleri) bu türden ışınım yaymaktadır.
Yer atmosferi, kırmızıöte ışınımın çoğunun yer yüzeyine erişmesine engel olurken bu ışınım türünün çok dar bir
kısmı bu doğal engeli aşarak teleskoplara ulaşabilmektedir. Atmosferimizin neden olduğu bir başka problem
daha söz konusudur. Kendisi kuvvetli bir kırmızıöte ışınım üreticisi olduğundan gözlenmek istenen gök
cisminden daha fazla miktarda bu türden ışınım üretmektedir. Atmosferin bu etkisini kısmen azaltabilmek
amacıyla yer yüzündeki kırmızıöte gözlemevleri en yüksek tepelere yerleştirilir.
Soğuk cisimleri kırmızıöte dalgaboylarında direkt gözlemenin en iyi yolu atmosfer dışında gözlem yapmaktır.
Her geçen gün gelişen teknoloji sayesinde algılama yeteneği yüksek dedektörler yapılmaktadır. Bunun bir
sonucudur ki ESA (Avrupa Uzay Ajansı), çok soğuk ve sönük gök cisimlerini gözlemek için Herschel Projesini
tasarladı. Herschel uydusu (Şekil 4) ile yıldızlararası uzayda bulunan atom ve gazlar gözlenebilecektir. Bu ham
maddeler yıldızların (ki gezegenler yıldız oluşumundaki yan ürünlerdir) nasıl oluştuğunu ve evrimleştiğini
anlayabilmek için çok önemlidir.
Şekil 2. Gökcisimlerinden gelen elektromanyetik ışınımlar ve yer atmosferinin geçirgenliği
3. Herschel teleskobu
Evrendeki en soğuk ve en uzak cisimlerin yaydığı, insan gözünün algılayamadığı kırmızıöte ışınımı gözleyecek
bu uzay teleskobunun ayna çapı 3.5 m dır. Bu özelliğiyle 2007’de yörüngesine yerleştirildiğinde uzaydaki en
büyük teleskop olacaktır. Kırmızıöte ışınım ısı vaya ısısal ışınım olarak tanımlanabilir. Mutlak sıfırın (-273
derece Kelvin) üzerinde bir sıcaklığa sahip her cisim bu türden ışınım salar. Uzayın her yerinde bulunan toz
parçacıkları yine uzayın her yerinde bulunan yıldızların yaydığı ışınımı soğurduktan sonra kendi ışınımları
olarak kırmızıöte dalgaboylarında tekraradan yayar. Güneş sistemimizdeki kuyruklu yıldızların buharlaşması ve
asteroidlerin çarpışarak parçalanması sonucunda oluşan toz parçacıkları sistemin zodyak kuşağını
oluşturmaktadır. Zodyak kuşağı en belirgin halde, kırmızıöte dalgaboylarında yapılan gözlemlerle
belirlenebilmektedir.
Soğuk yıldızları ve diğer gökcisimlerini kırmızıöte ışınım gözlemleriyle belirlemek mümkündür. Hem en küçük
kırmızı cüce yıldızların hem de en büyük kırmızı dev yıldızların yüzey sıcaklıkları birkaç bin derece sıcaklığa
sahip olduğundan kırmızıötede ışıma yapmaktadır. Gezegenler ise yıldızlara göre çok daha soğuk gök
cisimleridir. Yeni oluşmakta olan yıldızlar da içinde bulundukları yoğun toz bulutlarından kırmızıöte ışınımları
sayesinde gözlenebilirler.
Gaz molekülleri kırmızıötede kolayca görülebilmektedir. Bu moleküler karbon atomları ve biyolojik moleküller
olan organik molekülleri içermektedir. Uzayda çok çeşitli moleküller bulunduğundan ve çok farklı
kombinasyonda dönme ve titreşim gerçekleştirdiklerinden halen daha kırmızıötede nasıl biçimlendikleri tam
olarak bilinmemektedir.
Kırmızıöte dalgaboylarında yapılan araştırmalar hem uzaktaki gök cisimleri hakkında hem de evrenin başlangıcı
hakkında bilgi vermektedir. Bunun nedeni: Evren sürekli genişlemektedir ve içinde geçmekte olan her
dalgaboyundaki ışınımı da genişletmektedir (bu durum “kırmızıya kayma” olarak bilinmektedir). Evrenin ilk
oluştuğu andaki görsel ve morötesi ışığın çoğu şu anda kırmızıöte ışınıma dönüşmüştür. Uzaktaki genç evreni
araştırabilmek için gelişmiş kırmızıöte teleskoplara (NASA/ESA James Webb Space Telescope: JWST)
gereksinim vardır.
Kırmızıöte ışınımı, Yer’in atmosferindeki soğurucu moleküller nedeniyle engellendiğinden, kırmızıöte uzay
gözlemevleri ve Herschel’in atmosfer dışında elde edeceği verilerin insallığa sağlayacaği bilgiler çok değerlidir.
Şekil 3. Herschel telekobu
4. Başka dünyalar gözlenebilir mi?
Eğer astronomlar Dünya’nın ikizini bulmayı başarırlırsa bir sonraki adım orada hayatın olup olmadığını
araştırmak olacaktır. Böyle bir program, 2015 yılında ESA’nın tasarladığı Darwin isimli teleskobun yörüngeye
yerleştirilmesiyle başlayacaktır. Yer-benzeri gezegeni tespit eden Darwin teleskobu daha sonra bu gezegenin
atmosfer içeriğini analiz ederek, orada yaşam için gereken koşulların sağlanıp sağlanmadığını araştıracaktır.
Yaşam için gerekli başlıca koşullar (Dünya’dan bildiğimiz) yer-benzeri gezegenin atmosferindeki karbondioksit
(CO2), su (H2O) ve ozon (O3)’nun varlığıdır.
Dünya kendi izini kırmızıöte dalgaboylarında belli ettiği için Darwin de kırmızıöte dalgaboylarında gözlem
yapacaktır. Dünya üzerindeki biyolojik aktiviteler atmosfere karışan gazlar üretmektedir. Örneğin, bitkiler
oksijen ve hayvanlar karbon dioksit ve metan üretir. Bu gazlar ve su gibi diğer maddeler kırmızıöte ışınımı
soğurarak iz bırakmaktadır. Darwin, tayfçeker isimli gözlem aracıyla güneş sistemi dışındaki gezegenin ışığını
ayrıştıracaktır. Gezegenin atmosferinde bu gazlar bulunuyorsa o zaman ayrıştırılan ışıkta yerel düşüşler
(azalmalar) gözlenecektir. Eğer bu düşüş Dünya’nınkine benziyorsa o zaman Darwin başka bir Dünya üzerinde
yaşam olduğuna dair kanıt bulmuş olacaktır.
5. Darwin teleskobu
Yakınımızda (Güneş’ten sonra bize en yakın yıldızın uzaklığı yaklaşık 40 tirilyon km dır) bulunan bir yıldızın
önünden bir gezegen geçiyor olsa, yıldızın ışığı gezegenin ışığından milyon defa parlak olduğundan teleskop (ne
kadar güçlü olursa olsun) ile bu gezegeni direkt görümeyiz. Astronomların gezegeni görebilmeleri için yıldızdan
kurtulmaları gerekir. Buna, bir arada bulunan bir kaç tane küçük teleskobun çalışması sonucunda ulaşabilirler.
Darwin (Şekil 5) sekiz uzaymekiğinden oluşan bir filodur. Altı uzaymekiği uzay teleskobu olacak ve bunların
tam ortasında yer alacak yedinci uzaymekiği ise altınsından gelen ışığı birleştirerek bir teleskobun aynasından
daha büyük bir ayna oluşturacaktır. Sekizinci uzaymekiği ise Dünya ile filo arasındaki iletişimi kuracaktır.
Sistemin bu kadar kompleks olmasının tek nedeni yer-benzeri gezegenlerin tek bir uzay teleskobu ile
bulunamamasından kaynaklanmaktadır. Küçük ve opak gezegenler çok büyük ve parlak bir yıldız (ana yıldız)
etrafında dolanmaktadır. Bu, güneş sistemimizdeki herhangi bir gezegeni gündüz vakti çıplak gözle görmeye
çalışmaya benzemektedir.
Darwin, yıldızın parlak ışığını gezegenin sönük ışığından ayırmak için “nulling interferometri” yöntemini
kullanacaktır. Tüm teleskoplar aynı anda yıldıza bakacak ve algılanan ışınım miktarı ortada bulunan
uzaymekiğindeki teleskoba iletilecektir. Merkezdeki uzaymekiğine aktarılan veriler özel işlemler sonucunda
yıldızın parlak ışığından arındırılarak gezegenin ışığı ortaya çıkarılacaktır.


Popüler Bilim Dergisi, sayı 136, syf. 32 (2005)
Kaynaklar
http://www.esa.int/esaSC/
http://www3.shastacollege.edu/dscollon/ ... ectrum.JPG
htttp://www.obspm.fr/encycl/cat1.html
http://www.crystalinks.com/newplanets.html
http://www.obspm.fr/encycl/searches.html
gönderen tayfun uçar
#24922
Bir gelişme de şuymuş: Bugüne kadar akıllı yaşam varsa radyo yayını yapıyorlardır diyerek radyo sinyali dinleniyordu (SETI) Şimdi yeni düşünce, haberleşmede nötrino denen ve herşeyin içinden geçen parçacıklar üzerinden haberleşiliyor olmasının daha akıllıca olduğu keşfedilmiş. Bunun üzerinden dinleme yapma hazırlıklarına geçiliyor. Kaynak daha sonra vereceğim. Önce o haberi tekrar bulabilmem lazım :)
gönderen ömer cem kıroğlu
#25212
enver arkadaşımızın başta söylediği konunun 2 şekilde açıklaması olabilir ya bunları yaparlarken onları gözlemledi ya da hayal ürünü bir şekilde buna kanıt sunması gerekir,ifadeleri sanki ordaymış o anı yaşamış gibi yazmış olması astronomi okumuş biri tarafından bunları yazmış olması beni derinden yaraladı...
#32366
Ben de olumlu ya da olumsuz yönde değerlendirme yapılırken "inanmak" fiilinin devre dışında bırakılmasında yanayım.Çünkü işin içine şuna ya da buna "inanmak" girdiğinde,orada bilimsel yaklaşımın sahip olması gereken çift yönlü eleştirel yaklaşım ortadan kalkıyor.Sonrasında da bilim adamı değil bir "inanan"a dönüşüyorsunuz.Zaten UFO dinlerinin Batıda doğuşu da böyle olmuştur.Aslında bu konu Hrıstiyanlıktaki Katolik Protestan çekişmesine benziyor.Katolik ruhbanlar (burada bilim adamları) bilinen olgulardan taviz vermiyor ve yeni fikirlere son derece kapalı davranıyorlardı, Protestanlar (burada New Ageci UFOcular) ise yenilik ve yanlış hükümlerin değiştirilmesini bahane ederek bazı şeyleri yanlış biçimde toptan ortadan kaldırıyorlardı.Bize de Müslüman olarak onların çekişmesindeki anlamsızlığı ve iki tarafın yanlışlarını tarafsızca gözlemlemek kalıyordu :D Tabii bu bir benzetme,kimse alınmasın.Kastettiğim şey şu:Bilimsel olgularda inanç kavramının kullanılması yanlıştır.Şüphe önemlidir.
Öte yandan Vedat Hocamın verdiği linke baktım.Gerçekten çok ilginç ve net görüntüler,orada bir şeyin olduğu muhakkak.Gündüz vakti Perunun başkenti Limada yüzlerce kişinin izlediği bir filo geçişi adeta,konumsal belirlemeyi sağlayacak herşey ortada ve görüntüler gerçekten net.Zumlama yok,teller ağaçlar binalar herşey ortada ve herkes izliyor olayı.Anladığım kadarıyla görüntüyü veren de Peru Ulusal Televizyonu.Bu önemli bir görüntü,izlemenizi tavsiye ederim.
#32367
Bu arada Emre Hocam.27 Nİsan 2007de bir link vermişsiniz forum içerisinden ama linkin uzantısında farklı bir şey var.Verdiğiniz haber çok önemli.Yakın zamanda ulaşılabilecek kadar yakınımızda dünyaya benzer karasal bir gezegenin üzerinde suyun üç halde de bulunabileceği bir kuşakta bulunması müthiş bir haber bence.Nerden ulaşabiliriz bu habere ve ayrıntılara acaba.Yeniden link vermeniz mümkün mü?
#33023
HİPOTEZİM;)
Vedat Bey'in 3. sayfada vermiş olduğu UFO videosu ile ilgili link'i merak edip izledim. ''http://www.liveleak.com/view?i=772_1180555400
''
İzlerken görüdüğüm manzara çok tanıdık geldi nerden mi 2009 yazı haziran ayında arkadaşımın KARTAL Meteoroloji İstanbul bölge müdürlüğünde stajda attığı balonun havada ki görünüşüne:)

Sonrasında peki niye bu kadar çok obje görünüyor dedim kendime ve bir anda aklıma JET STREAM akımları geldi videoların çekildiği tüm ülkeler Subtropical JET STREAM bölgesinde!

Ayrıca peru ve mexica da meteoroloji balolarnın atıldığı koordinatarı incelersenin yakın enlemlerde olduğunu görüceksiniz!

Ve en ilginç yanı videolarda saat yazıyor yani gölgeleri ve saati koordinatlarıda düşünerek(güney yarım küre) incelerseniz videonun çekildiği yerdeki yönü tain edebilirsiniz. Ayrıca zaten bir videoda ki haberde doğuya gittiklerini sölüyor! JET STREAM akımlarının gittiği yöne;)

ŞİMDİ SORUYORUM bilimsel felsefe ile olaylara şüpheci yaklaşmayan arkadaşlara, size farklı bir cevap verdim hemde kanıları olan siz inananlar bu dediklerime inanmaya ne dersiniz:))))

NOT: Yukarda yazdığım olaylar gerçektir Jet Stream hakkında vikipediadan yararlanabilirsiniz. Sölediğim cevap ise sadece bir hipotezdir.
Yaşadığım olaylar ve edindiğim bilgileri sentezleyip mantık çerçevesinde olasılığı olan bir hipotezdir benim bu videoya olan cevabım.
Ayrıca OCCAM RAZOR denen bilimsel düşünce der ki; Bir olayı, fenomeni açıklamak için kullanılacak olan iki açıklamadan daha basit olanı yani daha az varsayımda bulunanı tercih edilmelidir!

Nasıl annaannem sokağa çıkıp gece dönmediğinde kaybolduğunu düşünüp polisi aramak yerine uzaylıların onu kaçırdığını düşünüp orduyu aramıyorsam, bu videoları izleyincede aman tanrım demiyorum!!!!
#33094
*Uzayda başka canlıların olması olasılığı başka bir konu,

*Bu canlıların zeki olma olasılıkları ayrı bir konu,

*Zeki olan bu canlıların bizim gibi veya bizden daha ileri bir teknolojiye sahip olma olasılığı farklı bir konu,

*Buraya gelip garip ışıklar saçtıklarının sölenmesi garip bir konu,

*Işık yılı gibi mesafeler katedicek teknolojiye sahip olup yere düştüler denmesi ilginç bir konu,

*Yapılan tasvirlerde çıplak olmaları bambaşka bir konu:))
#33105
Yok benim kastım yalnızmıyız farklı birşey uzaylılar dünyaya geldi demek ayrı birşey. Biri felsefik bir soru diğeri ise sadece bir senaryo. Yalnızmıyız sorusuna cevaplar aranabilir üzerinde düşünülebilir ama uzaylılar geldi demek biraz varsayım kaçıyor.
#43709
Grilerin varlığına bende inanıyorum. Fakat Ufoloji kaynaklarına göre yüzlerce kaynakta grilerin işçi sınıfı olduğu ve en niteliksiz sınıf olduğu bilinmekte. Tabii bu bir varsayım. Çünkü "kesin" niteliğinde bir kanıt için bunun tam anlamıyla bilimsel olarak onaylanması gerekmekte ve ne yazık ki ufoloji dalında bu pek mümkün bir olay değil. Ayrıca kaçırılma olaylarının sorumlusu olarak da griler gösteriliyor. Fakat "Enver Erçelik"in dediği gibi bir şey görmedim daha önce.
#43714
Lütfen forumda ufoloji konuşmayalım, bu tip bilim karşıtı şeylere izin vermiyoruz.

Ee, yukarlarda bahsedilmiş neden onlara izin veriyorsunuz derseniz, eskiden yazılmış yazılara dokunmuyoruz, çünkü bu yasak evvelden yoktu. Yasak olmadığı için rahatça yazılan bir yazıyı yasak konduktan sonra silmek, yazan kişiye saygısızlık olacağı için dokunmama yanlısıyız. Fakat artık bunları konuşmuyoruz. Lütfen buna dikkat edelim.
#60590
Onur Atılgan demiş:
Vurguluyorum, bugün melek gördüğünü iddia eden ve buna gerçekten inanan insanların sayısı bile milyonları buluyor, bunlara kimse inanmıyor çünkü insanlar bazen gördüğü şeylerde görmek istediği yada istemediği şeyleri görürler,
Evet bunun çok güzel bir kanıtıda var.
Meşhur locnes canavarının bulunduğu söylenen göle(veya denize artık herneyse bilmiyorum) belgesel çekimi sırasında ziyaretçiler geliyor.Bir test yapmak için denize arasıra batıp çıkan düz odundan yapılma bir maket koyuyorlar.Daha sonra ziyaretçilerden ne gördüklerini çizmelerini istiyorlar.
Buna inanan insanlar farklı olarak kulak burun ağız gibi makette olmayan detayları ekliyorlar.Yani hayal güçleriyle süsleyerek görmek istediklerini görmeye çalışıyorlar.
İnanmayanlar ise "birşey gördüm ama ne olduğunu bilmiyorum" diyor. :) Ne kadar doğru dürüst bir cevap değil mi?
#63248
Harvard Üniversitesi'nden uzmanlar dünyaya benzeyen gezegenler buldu.

Harvard Üniversitesi uzmanlarının yeni bir teknikle keşfettiği dev gezegenler şaşırtıcı bir şekilde Dünya’ya benziyor. Üstelik insanoğlunun yaşamasına uygun olabileceği belirtilen bu gezegenler dünyadan çok daha büyük.

American Scientific dergisi son sayısında insanoğlunun yaşamasına uygun olduğu düşünülen yeni gezegenleri tanıttı. Harvard Üniversitesi’nde astronomi profesörü olan Demitar Sasselov ve Diana Valencia’nın yeni bir teknik kullanarak tespit ettiği dev gezegenler, şaşırtıcı bir şekilde Dünya’ya benziyor.

Milyonlarca kilometre uzaktaki bu gezegenlerin birçoğunda Dünya’da olduğu gibi depremler, fırtınalar yaşanıyor ve bazılarında okyanuslar bulunuyor. Harvard’lı uzmanların araştırması, Dünya’ya benzeyen gezegenlerle ilgili tahminleri de tamamen değiştiriyor. Bugüne kadar yıldızların çevresindeki kütleler, sınırlı bir teknolojiyle inceleniyor ve bunların gezegen olup olmadığı bile güçlükle tespit ediliyordu.

Yeni bir yöntem ise bu gezegenlerin kendi yıldızları etrafında ne kadar sürede döndüğünü gösteriyor, hatta toprak ve gaz yapılarıyla ilgili ipuçları sunuyor. İki uzman bu tekniği kullanarak Dünya’ya benzeyen dev gezegenleri keşfetti. Bugüne kadar Dünya’ya benzer bir yapıda olan tüm gezegenlerin, dünyadan küçük olması gerektiği düşünülüyordu.

Yeni araştırma ise Dünya’nın sanılanın aksine, insan yaşamına elverişli gezegenler arasındaki en küçük gezegenlerden biri olduğunu gösterdi. Uzmanların taslak çizimlerini de yaptığı gezegenler “yaşam umudu” taşıyor.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/dunya-en-kuc ... htm?ver=52
En son Onur Atılgan tarafından 28 Ağu 2010, 16:14 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi. Sebep: Kendiniz yazmadığınız yazılar için kaynak verin.. Kaynağı ekledim..
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7